
PARTİ PROGRAMI
Temmuz 2002, Ankara
|
|
|
|
I. İLKELER |
|
|
III. ÜLKENİN GENEL DURUMU |
|
|
|
Cumhuriyetçi Dönüşüm Planı |
|
|
Güçlü ve Öncü Kamu Sektörü |
|
|
Kaynak Yaratmak ve Adalet İçin Vergi Sistemi |
|
|
Performans Koşullarına Bağlanmış Yabancı Sermaye |
|
|
Yüksek Üretkenliğe Sahip Bir Tarım Sistemi |
|
|
Geleceğimiz İçin Orman Politikası |
|
|
Kendi Kendini Üretebilen Bir Sanayi ve Ticaret Sistemi |
|
|
Halkın Ortak Malı Olarak Madenler ve Enerji Kaynakları |
|
|
Dışa Bağımlılığı Kırılmış Dengeli Bir Ulaştırma Sistemi |
|
|
İletişim ve Bilişim Sektöründe Kamunun Yönetimi |
|
|
Verimliliği Yüksek, Çalışma Koşulları Çağdaş, Sorumlu Bir İnşaat Sektörü |
|
|
Tatil Yapma ve Dinlenme Hakkı İçin Turizm |
|
|
Evrensel ve Ulusal Çevre Politikaları |
|
|
Demokratikleşme Sorunu: Toplumsal Eşitlik ve Özgürlüklerin Sağlanması |
|
|
Laiklik : Yurttaşlık Hak ve Özgürlüklerinin Güvencesi |
|
|
Yurttaşlık Güvencesi: Etnik Ayrımcılık ve Ayrılıkçılığa Karşı Ulusal
Bütünlük |
|
|
Nitelikli Bir Toplum İçin Kamusal Eğitim Politikası |
|
|
Nitelikli Bir Toplum İçin Kamusal Sağlık Yönetimi |
|
|
Tüm Yurttaşları Kapsayan Kamusal Sosyal Güvenlik Sistemi |
|
|
Emeğin Onuru Üzerine Yükselen Demokratik Bir Çalışma Yaşamı |
|
|
Kentsel ve Kırsal Alanlarda Yeterli, Sağlıklı, Erişilebilir Hizmet Sunumu
|
|
|
Kadın ve Erkeği Eşit Bir Toplum |
|
|
Çocuklar, Toplumun Sorumluluğu ve Devletin Güvencesi Altındadır |
|
|
Devrimcilik Misyonunu Yerine Getiren Bir Gençlik |
|
|
Piyasa Boyunduruğundan Kurtulmuş Bir Kültür – Sanat Yaşamı |
|
|
Kitlesel Seyirlik Değil, Kitlesel ve Bireysel Yaşam Biçimi Olarak Spor |
|
|
Anayasa ve Anayasa Meclisi |
|
|
Halka Açık ve Halka Dayanan Bir Siyasal Sistem |
|
|
Demokratik, Donanımlı, Yeterli ve Kendine Güvenli Bir Kamu Yönetimi |
|
|
Kamu Yönetimi ve Yurttaş İlişkileri |
|
|
Merkezi Yönetim |
|
|
Taşra Yönetimi ve Yerel Yönetimler |
|
VII. YARGI SİSTEMİ |
|
|
|
Alanı Genişletilmiş Bir Ulusal Yargı Denetimi |
|
|
Özgürlükçü Bir Toplumsal Düzen İçin Hukuk Reformu |
|
|
Bağımsız ve Güçlü Bir Yargı Sistemi |
|
|
Doğru Yargılama İlkesinin Yaşama Geçirilmesi |
|
|
Çağdaş Bir Ceza İnfaz Rejimi |
|
VIII. DIŞ İLİŞKİLER |
|
BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara
1.Bağımsız Cumhuriyet Partisi (BCP)
çaresizlikten, umutsuzluktan bunalan insanlarımızın dertlerine, beklentilerine
ve özlemlerine yanıt verecek iktidarı yaratmak üzere kurulan bir partidir.
2.Parti çaresizliğin, umutsuzluğun,
bunalımlarla dertlerin, yıllardır dıştan zorlanan yanlış gelişme reçetelerini
körü körüne uygulamaktan ileri geldiğini gözleyerek, “Türkiye’yi Türkiye’den
yönetme” inancıyla yola çıkmıştır. Ancak, ülke yönetmekte ulusalcı bir çizgiyi
benimsemek, ilkesizlik ortamında rastgele politikalar peşinde sürüklenmek
anlamına gelmez.
3.İktidara gelmek için önerilip savunulacak
ve iktidara geldikten sonra uygulanacak politikaların belirli ilkeler
doğrultusunda oluşturulması gerekmektedir. Bu bakımdan, şu ilkelere inanmak ve
bunları benimsemek, Parti Üyeliği’nin ve Parti’de çalışmanın temel
ölçütleridir:
1. Cumhuriyeti yaşatmak. Kuvayı
Milliyeci atılımla kurulan Türkiye Cumhuriyeti,
Atatürk devrimlerinin laik, özgürlükçü ve demokratik özüne bağlı kalınarak
yaşatılır. Devlet işlerinin ve kamusal politikaların dinsel inançlardan ayrı
tutulması ile din ve inanç özgürlüğüne bireysel düzeyde saygı gösterilmesi
anlamında laiklik, Cumhuriyeti gerçek anlamda özgürlükçü demokratik özüyle yaşatmanın
vazgeçilmez koşuludur.
2. Bağımsızlığı korumak. Kurucusunun olduğu gibi
Türkiye Cumhuriyeti'nin de karakteri olan bağımsızlık, teknolojik gelişmelerle
küçüldüğü ve karşılıklı bağlarla gitgide bütünleştiği bilinen bir dünyada, her şeyden
önce kendi halkını gözeterek özgür düşünebilmenin, başka çıkarlara alet
olmayışın ve dogmatik davranışlara kapılmayışın temel koşulu sayılır.
3. Uluslaşmayı tamamlamak. Mustafa
Kemal'in "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti
denir" tanımından kaynaklanan vatandaşlık anlayışıyla uluslaşma sürecini
ve aydınlanma devrimini tamamlayarak, yurdun her köşesindeki bütün
insanlarımızın maddi ve manevi varlıklarını geliştirmelerini önleyen engellerin
kaldırılması, vatandaşların hak ve sorumluluklarına sahip çıkarak kendilerini
özgürce ifade edebilecekleri bir ulusal ortamın etnik köken ayrılıklarına yer
vermeksizin sürdürülmesi başlıca amaçlarımızdandır.
4. Hızlı kalkınmayı gerçekleştirmek. Uluslararası iletişim
ve ticaretin getirdiği değişmeleri hesaba katarak, toplumdaki kamusal ve özel
kesimleri dinamik bir ekonomik seferberlik anlayışıyla yanyana
getiren ulusal devlet çerçevesinde, dünyadaki yarışma ortamına dayanacak ve bu
ortamda gelişimini sürdürebilecek planlı, dengeli bir ekonomik kalkınmanın
sağlanması esastır.
5. Emeğin değerine inanmak. Emeği en yüce değer
sayarak gücünü emekçilerden alan, emekçileri her alanda koruyup sosyal
güvenliklerini sağlayan, çalışmayı herkes için temel hak ve ödev sayan,
sendikal hakların önündeki engelleri kaldıran bir sosyal devlet anlayışı daima
göz önünde tutulacaktır.
6. Nitelikli toplum yaratmak. Gitgide ticaret konusu
yapılan eğitim ve sağlık alanlarında kamu hizmeti anlayışını yeniden ve güçlü
biçimde egemen kılarak, tüm kültür, sanat ve spor olanaklarını her yaştan kadın
ve erkek bütün vatandaşların önüne serip nitelikli ve sağlıklı bir toplum
oluşturmak, mutlaka erişilmesi gereken bir ulusal amaçtır.
7. İlerici değişime öncülük etmek. Cumhuriyetin
kuruluşundaki ilkelere bağlı kalmayı durgunluk ve donukluk değil, tam tersine
ilerici değişim, yenileşme ve dinamizm kaynağı saymak, ulusal çerçeveyi
evrensel değerleri benimsemenin, araştırma ve geliştirme çabalarının,
teknolojik sıçramaların, sürekli yenileşmenin en elverişli zemini olarak alıp
ulusu bütünüyle çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmak Kemalist Cumhuriyetin
değişmez hedefidir.
BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara
II. DÜNYA SİSTEMİ ve KÜRESELLEŞME
04. Dünya 21. yüzyıla tek sistemli bir yapıyla, kapitalizmle adım
atmıştır. 20. yüzyıla damgasını vuran "kapitalist - sosyalist- üçüncü
dünya ülkeleri"nden oluşan sistem toptan
değişmiştir. Bu köklü değişme, dünya kapitalist sistemi içindeki dengelerin
yeniden oluşması ve güç dengelerinin yeniden belirlenmesi anlamına geliyor.
Dünya sisteminin lider güçleri, yeni dengeleri küreselleşme adı verilen ve yeni
bir dünya düzeni kurmayı amaçlayan bir süreçte belirlemeye girişmişlerdir.
05. Küreselleşme, bilimsel - teknolojik gelişmelere dayanarak,
kapitalizmi "tek dünya sistemi" ve "kaçınılmaz tek seçenek"
saymaktadır. Bu süreç, ulusal devletlerin bağımsız ve egemen olma iddialarını
henüz terk etmedikleri bir zamanda başlamış; bu nedenle başarısı ulusal
devletlerin ve halkların iradelerini teslim almaya bağlı sayılmıştır.
Savunucuları, yirmi yıldan beri bu nedenle her kanaldan küreselleşmenin nasıl
vazgeçilmez olduğunu yineleyip durmaktadırlar.
06. İletişim teknolojisi, bilgi teknolojileri, bilgisayar, internet
ve uydular, kısacası bilim ve teknolojinin tümü, insanlığın yüzyıllardır ilmik ilmik ördüğü gelişmenin ortak ürünleridir. Bilim ve
teknoloji, insanlık ve toplumlar için tek seçenekli gelişme çizgisi çizen
zorunluluklar değil, tam tersine çok seçenekli özgürlükler sunar. Sorun, bu
ortak ürünlerin özgürlük ve eşitlik için mi, yoksa sömürüyü yaygınlaştırmak ve
derinleştirmek için mi kullanılacağı sorunudur. Günümüzde bu araçlar,
küreselleşme ideolojisi çerçevesinde, dünyayı sınırsız bir sömürü alanı haline
getirme amacıyla hareket eden sermayenin tekelinde yoğurulmaktadır.
07. Küreselleşme, uluslarötesi büyük
sermayenin ideolojisidir. Bu nedenle, dünyanın geniş kesimleri için barış,
adalet ve zenginlik içinde bütünleşme değil, tam tersine savaş, adaletsizlik ve
yoksullaşma anlamına gelmektedir. Küreselleşme ilerledikçe gelişmiş ve
azgelişmiş ülkeler arasındaki gelir dengesizliği artmakta, dünya genelinde
yoksulluk sorunu açlık sorununa dönüşmekte, pekçok
ülke kendi içinde şu ya da bu yoğunlukta çatışmalara ve iç savaşlara
gömülmektedir. İnsanlar, dünya yurttaşlığı bir yana, ulusal yurttaşlık
kavramının da gerisine, etnik - yerel kimliklere mahkum
edilmiştir. Bu ideoloji, insanlığın en temel değerlerini yıkıma uğratmakta ve
gerçekte insanlığın bütünleşmesi hedefini daha da uzaklara fırlatmaktadır.
08. Ulusal devletler, sermayenin küreselleşme hedefi önünde
potansiyel birer engel oluşturmaktadırlar. Küreselleşme ideolojisi, ulusal
devletlerin çağdışı hale geldiğini ilan etmiştir. Dünya zenginliği ve
refahından pay almanın, ulusal devletlerden vazgeçmekle mümkün olabileceği
ileri sürülmüştür. Sömürülen uluslara "küresel düşün, yerel davran"
ilkesine göre hareket etmeleri, "ulusal" olan herşeyden
vazgeçmeleri önerilmiştir. IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi
kurumlar, ulusal devletleri ortadan kaldırma çabalarının uluslararası
yöneticileri olarak iş görmektedirler. Bu görevi, şimdilik çaresizlikten,
ulusal devletlerin karar mekanizmaları eliyle uygulamaya geçirmektedirler.
Dünyanın dört bir yanında siyasal iktidarlar çeşitli yöntemlerle teslim
alınmakta ve ulusal varlıklar bunların işbirliği sağlanarak tasfiye
edilmektedir. Yerelleşmeyle yerel yönetimlerin demokratikleştirilmesi ve
demokrasi kültürü yaratılması yerine, ulus-devletin yokedilmesi
amaçlanmaktadır. Devletin küçültülmesiyle ulus-devleti devreden çıkarmak,
böylece uluslararası sermayenin, işgücünü ve ekonomik kaynakları serbestçe
sömürmesine olanak sağlamak istenmektedir.
09. Küresel sermaye ile işbirliğine giren siyasal iktidarlar, dünya
zenginliğinden daha fazla pay almak adına ülkelerini dünyaya açmaya yönelik
olarak attıkları her adımda, uluslarının üretme ve yaratma gücünün daha da
hızla çöküşüne yol açmışlardır. Bu ülkeler, gelişmiş ülkeleri merkez edinen
küresel şirketler için pazara dönüşmüş, bu ülkelerin insanları küresel
şirketler için "ucuz işgücü depoları" olmuştur. İnsan haklarından ve
çevrenin korunmasından en çok söz edenler, tam tersine dünyanın dört bir
yanında çocuk ve kadın emeği sömürüsünden, doğayı tahrip etmekten sabıkalı
duruma düşmüş olan ülkeler ve şirketler olmuştur.
10. Küreselleşme, ulusal devletler çok taraflı anlaşmalara imza
atmaya zorlanarak güvence altına alınmaya çalışılmaktadır. Mal ticaretinde liberalizasyonu amaçlayan 1947 tarihli Tarife ve Gümrükler
Genel Anlaşması (GATT) sistemi, 1994 tarihli Hizmet Ticareti Genel Anlaşması
(GATS) ile birlikte başlıca zorlama aracına dönüşmüştür. Gelişmekte olan
ülkeleri, hem yatırım, hem mal hem de hizmet üretimi ve ticaretinde kapılarını
ardına kadar koşulsuz-sınırsız açmaya zorlayan bu anlaşmalar, bir yandan kamu
hizmetlerinin özelleştirilmesini, bir yandan da yabancılaştırılmasını
sağlamaktadır. Başlıca üretim ve ticaret alanlarını rekabet gücü olup
olmadığına aldırış etmeksizin serbestleştirme politikaları, teslimiyetçi
politikalara dönüşmüştür.
11. Küreselleşme, dünya genelinde dengelerin yeniden kurulmasını
zorlamaktadır. Bu zorlama, çizilmiş ulusal sınırlarda çeşitli değişiklikler
yapılması anlamına gelmektedir. Dünyanın kimi bölgelerinde birkaç devletin
gevşek bağlarla birleştirilmesi, kimi bölgelerde de ulus-devletlerin birkaç
bölgeye ayrılması planları yapılmaktadır. Jeopolitik önemi her zaman ağırlıklı
olan Türkiye bu planların adeta kesişme noktasındadır. Doğu Avrupa, Orta Doğu,
Orta Asya ve Kafkasya gibi dünyanın en hassas bölgeleri ile çevrilmiş olan
Türkiye Cumhuriyeti, küreselleşme mimarlarının başlıca ilgi alanlarından
biridir.
12. Küreselleşme ile birlikte gelen sorunların çözümü, bu ideolojiye
karşı çıkmaktan ve ulusların, iradelerini teslim etmeyi reddeden siyasal
iktidarlara sahip olmalarından geçer. Bu çözüm yolu, mümkün olan tek çözüm
yoludur. Türkiye'nin elini kolunu bağlayan ikili ya da çok taraflı her türlü
anlaşma, ister istemez, ulusal devletle yapılmıştır. Bağımsızlığı ve egemenliği
ne kadar yaralanmış olursa olsun, sahip olduğumuz ulusal kimlik, herkesin
hesaba katmak zorunda olduğu büyük bir güçtür. Tek yapılacak şey, bu gücü
kullanmak, bu gücü kullanma iradesini göstermektir. Sermaye küreselleşmesinin
içyüzü açığa çıkmış, rüzgar tersine dönmüştür. Bizim
durumumuzdaki pekçok ülke, yaşadığı çöküşe karşı
özgücü ile dur demeye hazırlanmaktadır.
13. Özlemimiz, uluslararası tekelci sermayenin yönetiminde olmayan,
insanlığın evrensel değerleri üzerinde yükselen, eşitlikçi, özgürlükçü, halkçı
bir dünya sistemidir. Çağımızda böyle bir dünya sistemi, ancak, emperyalizme
karşı tavır almış demokratik ulus devletlerin varlığı ve dayanışmasıyla
yaratılabilir. Gerçekten hakça bir düzene erişmiş dünya ekonomisi, ancak
ulusların karşılıklı anlaşmaları ve karşılıklı rızaları ile kurulabilir.
Bağımsız Cumhuriyet Partisi'nin amacı, ülkemizde yaşanan çürüyüşü sona erdirmek
ve Türkiye'yi hakça bir dünya düzeninin onurlu mimarlarından biri konumuna
yükseltmektir.
BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara
14. Cumhuriyet devrimlerinin bağımsız,
gelişmiş ve demokratik bir ülke yaratma hedefi, 1945'den bu yana izlenen
politikalar ile açık biçimde terk edilerek, ülkemiz bir
"karşı-devrim" sürecine sokulmuştur. Ekonomide dışalımın yerine geçecek
iç üretim politikaları dışalıma bağımlılık politikaları olarak yozlaştırılmış,
ülke gelişmiş kapitalist ülkelerin boyunduruğu altına sokulmuştur. 24 Ocak 1980
kararları ve bunlar üzerine inşa edilen son yirmi yıllık neo-liberal
politikalar, ulusal sermayenin yabancı ellere geçmesine yol açmış, Türkiye'yi
uluslararası sermayenin hesapsız ve denetimsiz oyun alanı haline getirmiştir.
Önce dışalımdaki tüm kısıtlamalar kaldırılmış, ülkenin kapıları sözde dünya
ticaretine, gerçekte ise ulus ötesi şirketlerin her türlü isteklerine ardına
kadar açılmıştır.
15. Topluma yönelik kamu hizmeti anlayışı
unutturulmuştur. Kalkınma ve demokratikleşme hedeflerinin başlıca aracı olan
sosyal devlet kavramı "çağdışı" sayılarak alay konusu olmuş, sosyal
devlet ve yükümlülükleri her alanda göz ardı edilmiştir. Eğitim parçalanmış,
gerilemiş, yön duygusunu yitirmiş, kamu kaynaklarının bir bölümü özel öğretime
ve vakıf okullarına akıtılırken kamu eğitimine yeterli kaynak ayrılmamıştır.
Eğitimde fırsat eşitliği yaklaşımı tam anlamıyla gerçekleştirilemeden
uygulamadan kaldırılmıştır. Eğitimde kamu hizmeti, yerini küçümsenmeyecek
ölçüde "hayırsever yurttaş"ların varlığına ve vicdanlarına
bırakılmıştır. Sağlık sektörü, piyasa koşullarının egemen olduğu bir alan
haline gelmiştir. Tıpkı eğitimde olduğu gibi, sağlık alanında da özel
hastaneler kamu kaynaklarından ayrılan "teşvik"lerle beslenirken,
devlet hastaneleri yatırımsızlık ve ilgisizlik ile yüz yüze kalmıştır. Sağlık
sisteminin temelini oluşturan sosyal güvenlik kurumları piyasa sistemine kurban
edilmektedir. Küresel mali sermaye, oyununu daha büyük oynayabilmek için sosyal
güvenlik fonlarında toplanan ve her kuruşu emekçilere ait olan primlere el
atmak peşindedir. SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur fonlarının mutlak şekilde
borsa sistemi içinde yer alması ve sosyal güvenlik sisteminin özelleştirilmesi
istenmektedir. Yıllarca ülkenin kamu yatırımlarını yaratma kaynağı olarak
kullanılan bu fonlar, böylelikle mali piyasalarda oynanan büyük kumarı daha da
büyütecek araçlar olarak kullanılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
16. Ekonomide, IMF ve Dünya Bankası
programları ile birlikte, spekülatif kazançlar peşinde
koşan mali kesim dışında tüm sektörler adeta inkâr edilmektedir. Ülke bir borç
batağı içindedir. İç ve dış borçlar, bir yılda yarattığımız toplam zenginliğe
eşit boyutlara gelmiştir. Ülke sürekli kan kaybetmekte, dış ticaret açığı
yıldan yıla katlanarak artmaktadır. 1989-1994 yıllarında 47.7
milyar dolar olan dış ticaret açığı, "Avrupa Birliği'ne giriyoruz"
diye gerçekleştirilen Gümrük Birliği'nin tamamlanmasından sonra, 1995-2000
yıllarında 86.2 milyar dolar olmuştur. Türk Lirası'nın değer kaybı inanılmaz
boyutlara varmıştır. 24 Ocak 1980 öncesi 35 TL olan 1 dolar, milyonlarla ifade
edilen boyutlara ulaşmıştır. Türk Lirası değer ve servet taşıyıcısı ve hesap
birimi olmaktan çıkmış, yerini döviz cinsleri almıştır. Bankalardaki mevduatın
yarıdan fazlası döviz cinsindendir. Hazine ve Merkez Bankası gibi ulusal
kurumlar, zaman zaman ülke içinde borçlanmayı bile
dolar cinsinden yürütebilmektedir. Mali kurumlar, iç yağma ve dış sömürülerle
yok olma aşamasına gelmiştir. Ülkenin önemli bankaları, tek tek
yabancıların ellerine geçmeye başlamıştır.
17. Sanayi ve tarım sektörleri, yok olmaya
terk edilmiştir. Sanayideki düşük kapasite kullanımına son vermesi gereken
devlet, piyasaya müdahale etmeme düsturu ileri sürülerek, kıpırdayamaz hale
getirilmiştir. Sanayi kesimi, yüksek borçlanmalar ve borçlarını geriye
ödeyememe nedeniyle dış ortaklıklarla yaşamaya çalışmaktadır. Bunun sonunda çok
sayıda köklü sanayi kurumu, yabancılar tarafından ele geçirilmektedir. Tarım
kesimi IMF'nin emredici yasalarıyla, Dünya Bankası kredilerine dayalı
projelerle öldürülmektedir. Tarımda üretimi, ticareti ve tüketimi düzenleyen
tüm devlet kuruluşları ve işletmelerin kapısına kilit vurulmuştur. Bunların
kimilerini satın alan yerli büyük şirketler, şimdi teker teker
yabancı tarım tekellerinin ellerine geçmektedir. Çiftçimiz, ülkemize yerleşmeyi
hayal eden yabancı tekellerin işçileri haline getirilmek istenmektedir. Bu, açıktan
açığa sömürgeleşme görüntüsüdür; sömürge haline geliş, Türk tarımının dünya ile
rekabet edebilir hale gelmesi diye sunulabilmektedir.
18. Ticaret dünyası, hem mal hem de hizmet
alanlarında ürkütücü bir hızla yabancılaşmaktadır. Büyük yerli tekellerin
küresel tekellerle kurdukları ortaklıklar ve yabancı şirketlerin doğrudan
kendilerince kurulan market zincirleri, ülke genelinde hesapsız bir egemenlik
için yarışmaktadırlar. Bunun tüccar ve esnaf kesimlerinde neden olduğu büyük
çöküşler, "piyasanın gereği" olarak tam bir vurdumduymazlık ile
karşılanmaktadır. İşsizler ve yoksullar ordusu, bu sektörden gelen yeni
unsurlar ile günden güne daha büyük bir hızla büyümektedir. Ticaret dünyasının
kârları, ülke zenginliğinin küresel şirketlere akıtıldığı bir başka kanal olmuş
durumdadır.
19. Üretme gücümüzdeki çökme, ücretlileri
doğrudan vurmuştur. Büyüyen işsizlik ilk sonuçtur. Yoksulluk sınırının çok
altına ücretlerle insan çalıştırma yaygınlaşmıştır. Sigortasız çalıştırma,
ortadan kaldırılacağına daha da yaygınlaşmıştır. Sendikalaşma daralmış,
sendikal hakları kullanma olanakları büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır.
20. Adaletsiz vergilendirme sistemi, kabul
edilebilir sınırları çoktan aşmıştır. İşçi, memur, esnaf, çiftçi, sanayici ve
tüccar, dolaylı vergilerin yükü altında ezilmektedir. Servet ve kazanç, adil
biçimde vergilendirilmemektedir. Vergi yükü, üretken ve emekçi halkın
omuzlarına artık kaldırılamayacak kadar aşırı yüklenmiştir. Üstelik vergi yükü
arttıkça, aynı kesimlere sunulan kamu hizmeti azalmaktadır. Bu açık
adaletsizlik, toplumun devlete güvenini yitirmesine yol açmaktadır.
21. Cumhuriyetin ilanından günümüze sosyal ve
ekonomik yaşamımızın yıkılmaz kalesi olan KİT'ler, kooperatifler, toplumsal ve
kültürel kurumlar özelleştirme adı altında yağmalanmaktadır. Yağma, en köklü
kurumlarımızdan sonra, hepimizin ortak malı olan Hazine topraklarının hesapsız
satışına, ormanlarımızın özelleştirilmesine, madenlerimizin elden çıkarılmasına
uzanmıştır.
22. Sömürgeleştirme politikaları, toplumsal
barış üzerinde çok yönlü müdahalelerde bulunularak yürütülmektedir. Barış
içinde bir arada yaşayan ve aynı hedefler için birlikte harekete yatkın olan
insanlarımız, sözde evrensel insan hakları bahanesiyle etnik köken ve mezhep
özellikleri temelinde birbirine düşman edilmeye çalışılmaktadır. Bu,
sömürgecilik tarihinin en eski ve en iyi bilinen oyunudur. Bu oyuna gelinerek
şimdiye kadar yapılan yanlışların, halkımıza ve bir bütün olarak ülkemize ne
gibi zararlar verebileceği ve verdiği artık herkesçe bilinmektedir. Türkiye'de
yaşayan insanların sahip oldukları toplumsal - kültürel kimlikleri nedeniyle
birbirleriyle alıp veremedikleri herhangi bir hesapları yoktur. Ortadaki hesap,
bu ülkede yaşayan insanların kendi aralarında değil, bu ülkeyi sömürgeleri
haline getirmeye gayret edenler ile tüm ülke halkı arasındadır.
23. Sahip olduğumuz her türlü zenginliğe
küresel şirketler için ve onlar adına el koyma operasyonu, ekonomi dışındaki
alanlarda da toplumun kendine güvenini yok ederek ilerlemektedir. Edebiyat,
içeriği boşaltılmış postmodern özenişlere
indirgenmiştir. Müzik, kültür emperyalizminin işgalinde, tüm yaratıcılığını
sözde sentezlerle küresel müzik piyasasının beğenisi için feda etmiştir. Türkçe
aşağılanmış, yeniden yabancı dillerin boyunduruğu altına alınmaya çalışılmıştır.
Ülkemizin gözü, dili, kulağı, beş duyusu birden emperyalizmin avuçları içinde
yoğrulmaktadır.
24. Yurttaşlarının refahını, yarınlara
güvenle bakabilmesini, ülkenin zenginleşmesini ve demokratikleştirilmesini
sağlamakla yükümlü olması gereken kamu yönetimi, 1980'li yıllarda açılan
aşağılama kampanyası sonunda kendine güvenini yitirmiştir. Devlet çarkı, rüşvet
ve yolsuzluk ile kirletilmiş, amaçlarını yitirmiştir. Tüm kamu yönetimi
örgütlenmesi, IMF yasaları ve Dünya Bankası kredileri ile yeni operasyonlara
konu edilmiştir. Bu koşullu kredilerle kamu yönetimindeki bakanlık yapılanması,
yeni oluşturulan "üst kurullar" ile etkisiz hale getirilmektedir.
Hemen her alanda kurulan "üst kurullar"a,
özel şirket temsilcileri ve çoğu zaman bunlara yakın sözde sivil toplum örgütü
temsilcileri yerleştirilmektedir. Böylece küresel şirketlerin devlet karar
mekanizmalarında açık ve eşit haklara sahip ortaklar haline getirilmesi
sağlanmaktadır. Bakanlıklarda "memurluk" sistemi kırılmakta, bunun
yerine piyasacıların istekleri doğrultusunda insan çalıştırmayı kolaylaştıracak
sözleşmeli istihdam getirilmeye çalışılmaktadır. Bu işleri gerçekleştirmek için
bir yandan IMF - Dünya Bankası uğraşmakta, bir yandan da OECD ve Avrupa Birliği
kurumları koşuşturmaktadır. Bu koşuşturmalar, "sosyal devlet"
olmaktan çıkarılan devleti, sömürgeciliğin gereklerini kolayca yerine getirecek
basit bir cihaza dönüştürmeyi amaçlamaktadır.
25. Yerel yönetimler, özelleştirme ve kentsel
rantları paylaşma mekanizmalarına dönüştürülmüştür.
Konumu gereği halka en yakın kurumlar olan belediyeler, her büyüklükten sermaye
çevresiyle içiçe geçmeye teşvik edilmiş; böylece
halktan uzaklaştırılmıştır. Yirmi yıldan bu yana yerelleştirme örtüsü altında
özelleştirme ve yabancılaştırma politikaları izlenmektedir. Su, kanalizasyon,
çöp hizmetlerinde kullanılan pahalı dış kredilerle, yabancı yatırımcı ve
işletmecileri davet eden Yap-İşlet-Devret modelleri Osmanlı döneminin
kapitülasyonlarını yeniden diriltmiştir. Cumhuriyet Türkiye'sinin ülkeden
kovduğu aynı su şirketleri, yıllar sonra ülkemiz sularının işletilmesine
yeniden el koymaya başlamışlardır. Bu gelişmeler, bazı yerel yönetimlerde
dinci, etnik ya da ırkçı kadrolaşma hevesleriyle örtülmüştür.
26. Hem merkezi hem yerel yönetimlerde kamu
kurumlarımız, varlık nedenleri olan kamu hizmeti üretme amacını yitirmişlerdir.
Kamu kurumlarının yöneticileri, kendilerini birer özel sektör işvereni olarak
görmeye zorlanmaktadırlar. Yaptıkları hizmetler vergilerimizden
karşılanmıyormuş gibi, hemen her hizmet için bir bedel, bir ücret, olmadı bir
bağış koparmak gayretindedirler. Kamu kurumlarının döner sermayeleri,
dernekleri, vakıfları her yanı sarmıştır; bunlar bir yandan karşılığı vergi ile
peşin ödenmiş hizmetler için para toplayarak haksız işlem yapmakta, bir yandan
da bu yolla yolsuzluklar batağına her geçen gün daha da fazla batmaktadırlar.
27. Ülkemiz, sermayenin küreselleşmesi adına ulusal egemenlik ve
bağımsızlığını hızla yitirmektedir. IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar,
yalnızca politikalarıyla değil, Türkiye'de açtıkları bürolarıyla ülkeye
yerleşmişlerdir. Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar, GATS anlaşması gibi çok
taraflı anlaşmalar sistemiyle, ülkenin geleceğini ve özgür iradesini sözde
dünya ticareti adına ipotek altına almaktadırlar. OECD gibi uluslararası kurumlar,
tutsak edilmiş ulusal iradenin çalışma biçimini yaratmak üzere, geniş kapsamlı
idari kurumsal ve yasal düzenlemelerin inşasına girişmişlerdir. Yabancı
yatırımlar için dayatılan sigorta ve güvence mekanizmaları ile uluslararası
tahkim kuralları, ulusal yargı sisteminin gücünü ortadan kaldırmaktadır. Avrupa
Birliği'ne girme sorunu, bu sürecin bir parçasına dönüşmüştür. Avrupa
Birliği'nin istemleri, küresel sermayenin istemleri ile özdeşleşmiştir. Sonuç
olarak Türkiye, sermayenin küreselleşmesi karşısında temel araçlardan yoksun ve
güçsüz duruma düşürülmüştür. Bu durum, ülkenin dış politikada özgür iradesini
kullanma olanaklarını büyük ölçüde yaralamış bulunmaktadır.
BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara
28. Ülkemizin hızlı ve dengeli bir kalkınma sürecini
gerçekleştirmesinde ivedi ve ilk koşul, küresel sermayenin taleplerine
teslimiyete son vermektir. Zorunlu olarak, IMF ve Dünya Bankası gibi örgütlerde
üyelik sürdürülse de, bu kuruluşların Türkiye büroları kapatılıp standby anlaşmaları yürürlükten kaldırılacak, Dünya Bankası
kredileri gözden geçirilecektir. Bu kuruluşlarla ilişkiler, Türkiye'nin
öncelikleri temelinde yürütülecektir.
29. Mal ve hizmet ticaretinde küresel serbestleşme öngören GATT ve
GATS gibi çok taraflı anlaşmalar, ülkelerin katıldıkları müzakereler süreciyle
ilerlemektedir. Görüşmelerde gelişmiş ülkelerin ağırlıkları açıktır; buna
karşın çok taraflı anlaşmalarda ulusal politikalar doğrultusunda tavır almak ve
bu anlaşmaları ulusal çıkarın gerekleri temelinde yapmak hem zorunlu, hem
mümkündür. Çok taraflı anlaşmalarda ülkenin öncelikleri doğrultusunda hareket
edilecek ve ülke yararına olmayan hiçbir anlaşmada yer alınmayacaktır.
Cumhuriyetçi Dönüşüm
Planı
30. Plan: Ülkenin topyekün bir ekonomik ve
sosyal kalkınma planına olan gereksinimi, hiçbir zaman bugünkü kadar şiddetli
olmamıştır. Ekonomik ve toplumsal kalkınma amaçlı, ulusal merkezli, aşağıdan
yukarıya ve tüm sektör ve toplumsal kesim temsilcilerinin yer aldığı açık
platformlarda hazırlanmış bir "Cumhuriyetçi Dönüşüm Planı" yürürlüğe
konulacaktır. Cumhuriyeti, bugün saplanmış olduğu borç batağından ve çöküş
ortamından kurtarıp varlıklı, refahlı, huzurlu bir toplumun devleti durumuna
getirerek, Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine yükseltmek asla
vazgeçemeyeceğimiz büyük hedefimizdir. Bu hedefe ulaşmanın ilk basamağı olan
Cumhuriyetçi Dönüşüm Planı, 25 yıllık uzun erimli perspektif temelinde, beşer
yıllık orta erimli planlama ve yıllık programlar bütünü olacaktır.
31. Yasa: Cumhuriyetçi Dönüşüm Planının yürütülmesi, uğradığımız
kapsamlı ve derin zararları gidermek üzere, bir ulusal seferberlik hareketi
yaratılmasını gerektirmektedir. Çağın gereklerine ve toplumsal potansiyele
uygun yeni bir seferberlik, Cumhuriyet'in temel değerlerini onarmak ve bunları
derinleştirerek ilerletmek amaçlarına hizmet edecektir. Cumhuriyetçi Dönüşüm
Planı Yasası'nın uygulanması için, uygun ve yeterli bir kurumsal çerçeve
yaratılacaktır. Bu amaçla Devlet Planlama Teşkilatı yeniden düzenlenecek, bu
uygulayıcı kurum Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı ile seferberlik gereklerine
uygun olarak yeniden tanımlanmış bir sistem içinde çalışacaktır.
32. Kaynak: Cumhuriyetçi Dönüşüm Planı için gerekli kaynakları
yaratabilmek üzere, öncelikle atılması gereken adımlardan biri, borç yükünden
kurtulmaktır. Borçlar, uluslararası ekonomik ilişkiler sisteminde bağımsız ve
egemen bir devlet olarak hareket etmek ve üretim gücümüzü artırmak için kısa
dönemde çözülmesi gerekli başlıca sorunlardan biridir. Öte yandan, aşırı
borçlandırma, borcun geri ödenememe riski doğması nedeniyle, borcu veren ülke
ve kuruluşların da başlıca sorunu haline gelmiştir. Bu durum, ödemesiz süre
alma ve ödemeyi zamana yayma amaçlı anlaşmalar yapılmasını mümkün hale
getirmektedir. İyi hesaplanmış, inandırıcı ve güven verici bir ulusal plan
ortaya konduktan sonra dış borç yükünü hafifletmek üzere, bu tür anlaşmaların
yapılması mümkündür. İç borçlar ise takas, erteleme gibi yollarla konsolide edilecek; bunun için gerekli kaynaklar asıl olarak
tüm maddi ve mali varlıkları kapsayan adil vergi uygulamalarıyla sağlanacaktır.
33. Cumhuriyetçi Dönüşüm Planı için gerekli kaynakları sağlamanın bir
başka aracı, maddi ve manevi kaynaklarımızı hızla eriten paranın aşırı değer yitirmesi
sorununa çözüm bulmaktır. Yaşadığımız yangından ilk kurtarılacak varlığımız,
paramızdır. Dövizin iç piyasada hesap ve servet birimi olarak kullanımına son
verilerek, Türk Lirası egemen para birimi haline getirilecektir. Ödemeler
bilançosunu dengeleyecek istikrarlı bir kur politikası benimsenecektir.
Sermayenin ülkeye giriş ve çıkışı, çağdaş yöntemlerle kamu denetimi altına
alınacaktır.
34. Bankacılık sisteminde kamu bankalarının tasfiyesi ve bankacılık
sisteminin yozlaştırılması, yurtiçinde güçlükle yaratılan tasarrufların heba
edilmesine ve yurtiçi yatırımların ürkütücü boyutlarda gerilemesine neden
olmuştur. Ulusal bankacılık sistemi, hem genel mevduat bankacılığı hem tarım,
sanayi, madencilik ve inşaat alanlarında uzman bankacılık olarak güçlendirilerek
yeni baştan yaratılacaktır. Mali piyasaların serbestlik adına içine düştüğü
başıbozukluğa son verilecek, spekülatif para
hareketlerinin ulusal ekonomiyi tutsak etmesine son verecek yasal düzenlemeler
yapılacaktır.
Güçlü ve Öncü Kamu
Sektörü
35. Ulusal ekonomiyi kendi ayakları üzerinde durur hale getirmek ve
dünya genelinde ülkenin rekabet gücünü arttırmak, güçlü bir kamu sektörünün
varlığını gerektirir. Ekonomik sistem, ülkenin hem kamusal hem özel üretme
kapasitesini genişletmek amacıyla, başta AR-GE çalışmaları ve teknoloji
geliştirme olmak üzere, kamunun öncülüğünde yeniden örgütlenecektir.
36. Öncelik ve ağırlık tarım, sanayi ve madencilik sektörlerinde
stratejik önem taşıyan alt sektörlere verilecektir. Bu sektörlerde
özelleştirilmiş olan kamu iktisadi teşebbüslerinin gerekli görülenleri kamu
sektörünün bünyesine geri alınacaktır. Tarım ve sanayi sektörlerinin finansman
gereklerini karşılamak üzere, özelleştirilerek tasfiye edilmiş olan kamu
bankaları güçlendirilecek; sektörler için gerekli ulusal uzmanlık bankaları
kurulacaktır.
37. Kamu işletmeleri Cumhuriyetçi Dönüşüm Planı doğrultusunda, özerk
bir yapıda ve katılımcı bir yönetim anlayışıyla çalışacak biçimde
örgütleneceklerdir.
38. Devlet, araştırma ve geliştirmeye dayalı teknoloji geliştirme,
yeni örgütlenme-işletme modelleri ve kredi sağlayarak özel kesimin düşük
kapasite kullanımı ve verim düşüklüğü sorunlarını gidermek üzere,
destekleme-yönlendirme politikaları geliştirecek ve uygulayacaktır.
Kaynak Yaratmak ve
Adalet İçin Vergi Sistemi
39. Topyekun ekonomik ve toplumsal kalkınma,
kredi sistemlerinin dışında, asıl olarak mali politikaların yeniden
düzenlenmesini gerektirir. Gelir ve nakit yönetiminde sağlıklı bir biçimde
eşgüdümün sağlanması amacıyla, öncelikle Hazine Müsteşarlığı ait olduğu
bünyeye, Maliye Bakanlığı bünyesine alınacaktır.
40. Kamu maliyesi sistemini yeniden düzenlemek üzere harekete geçen,
üstelik bu iş için ülkemizi borçlandıran yabancı kurum ve kuruluşların bu
alandaki etkinliklerine son verilecektir. Bütçe ve muhasebe sistemi, ulusal
amaçlar doğrultusunda ve yurttaşlar tarafından kolay anlaşılıp etkili denetimi
sağlanabilecek biçimde yeniden düzenlenecektir.
41. Vergi sistemi adalet, ödenebilirlik, vergi ve prim indirimleriyle
istihdamı özendirme, dağınıklıktan kurtarılmış birleşik, yalın ve şeffaflık
ilkelerine dayalı olarak yeniden düzenlenecektir.
42. Toplumda ücretliler ve dar gelirliler üzerine yıkılmış olan vergi
yükü, dolaylı vergilendirme sistemi sınırlandırılarak ve vergi sistemi doğrudan
vergilendirme ilkesi temelinde düzenlenerek azaltılacaktır. Günümüzde ortadan
kalkmış olan vergi adaleti sağlanacak, gelir arttıkça artan oranlı vergi ilkesi
yaşama geçirilecektir.
43. Adaletsiz vergi sistemi nedeniyle haksız yere borçlu ve suçlu
duruma getirilmiş çiftçi, esnaf ve sanatkarların vergi
borçları silinecek; vergi kaçırarak ulusal ekonomiyi zarara uğratmış olanların
ise ulusal ekonomiye verdikleri zararı tazmin etmeleri ve cezalandırılmaları
sağlanacaktır.
44. Sahip olunan varlıklarda beyana dayalı değer artışı
vergilendirilmesine gidilecektir. Kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması
sağlanacak, "nereden buldun" yaklaşımı ile yolsuzluk ve kara para
kaynakları kurutulacaktır. Böylece tüm varlıklardaki değer artışı vergilerinin
uygulanabilirliği sağlanacaktır. İkinci ve üçüncü konutlar ve gerekenden daha
fazla sayıda taşınmazlar ile yazlık konutlar artan oranlarda
vergilendirilecektir.
Performans Koşullarına
Bağlanmış Yabancı Sermaye
45. Yabancı sermayeye karşı tavrımız Mustafa Kemal Atatürk'ün şu
saptamasından kaynaklanır: "Memleketimizin ekonomik kaynakları, bütün
dünyanın hırslarını çekecek verim ve servete maliktir." Ülkemiz
bağımsızlık ve egemenliğini, bu hırslara karşı Kurtuluş Savaşı gibi yüksek bir
bedel ödeyerek elde etmiştir. Bu yüksek bedel, bağımsızlık ve egemenliğimizi
sınırlandırma gayretleri gösteren yabancı sermayeye karşı çıkmamızın başlıca
gerekçesidir.
46. Yabancı sermaye, ülkemiz için, gereksinmemize uygun olarak
istihdam yaratıyorsa, yeni teknolojiler getiriyorsa, üretim kapasitemizin
artmasına katkıda bulunuyorsa ve yarattığı katma değeri dışarıya transfer etmek
yerine burada yatırımda kullanıyorsa, elbette kapılarımızı açık tutacağımız bir
unsurdur. Bu görüşle, yabancı sermaye girişine gerek duyulan alanlar ulusal
planda belirlenecek, koşullarımıza uygun davranmayı kabul edenlere her türlü
çalışma ve yatırım kolaylığı sağlanacaktır. Yabancı yatırımlara performans
koşulu getirilecek, bu uygulamayı engelleyen çok taraflı anlaşmalar gözden
geçirilecek, gerektiği takdirde bu anlaşmaların hükümleri askıya alınacaktır.
Yüksek Üretkenliğe
Sahip Bir Tarım Sistemi
47. Ülkemizin tarım sektörü, liberal politikalar ile tasfiye edilmiş,
küresel gıda şirketlerinin ve yabancı ülke hayvan dışsatımcılarının serbest
piyasası haline getirilmiştir. Bu amaca erişebilmek için sektörde kurulmuş olan
tüm tarımsal işletme ve kuruluşlar ya özelleştirilmiş ya da kapatılmıştır. Et
Balık Kurumu ile Süt Endüstrisi Kurumu düzeltilecek yerde elden çıkarılarak
yerli tekellere devredilmiştir. Bu tekellerin kısa bir süre içinde yabancı
ortaklıklara girişmeleri ile kurumlarımız bir kez daha el değiştirerek
yabancılaştırılmaya başlanmıştır. Hayvancılık ve hayvan ürünleri sanayimiz
geliştirilmek bir yana, çökertilmiştir. Türkiye koşullarına uygun hayvan ırkı
ıslahı, tohumculuk ve üretme tekniklerini geliştirme amacıyla çalışan Devlet
Üretme Çiftlikleri çökmeye terk edilmiş ve bu geniş, bereketli, temiz topraklar
satılarak elden çıkarılmaya çalışılmıştır. Gübre ve tohum dış alımının
liberalleştirilmesi nedeniyle çiftçinin temel girdileri küresel piyasa
fiyatları düzeyine çıkarak pahalılaşmış, üretimde girdi kullanımı keskin
biçimde düşmüştür. Üretim gücü elinden alınan çiftçi, tütün ve şeker pancarında
olduğu gibi küresel şirketlerin kâr hırslarına kurban edilmiştir. Tarım sektöründe
karşı karşıya kaldığımız durum, ülkemizdeki büyük yoksullaşmanın en açık
anlatımıdır.
48. Tarımda yaşanan çöküşü aşmak ve Türkiye tarımını layık olduğu
düzeye yükseltmek için, IMF ve Dünya Bankası gibi küresel kurumlarca dayatılan
tarımda tasfiye reformlarına son verilecektir. Ülkenin üretme kapasitesini
köklü biçimde sınırlandıran uluslararası taahhütler gözden geçirilecek, Gümrük
Birliği ile GATT kapsamında ülkenin zararına işleyen taahhütler askıya
alınacaktır.
49. Tarım alanında çeşitli kurumlar arasında dağılmış olan yetkiler
Tarım Bakanlığı çatısı altında toplanacak, bu bakanlık ileri tarım
tekniklerinin üretim alanlarına en hızlı biçimde aktarılmasını sağlayabilir
biçimde yeniden örgütlenecektir. Geleneksel adıyla Devlet Üretme Çiftlikleri,
son zamanlarda verilen adlarıyla TİGEM'ler, tarımsal
bilgi ve bilimsel girdi üretme merkezi işlevi gören kamusal çiftlikler olarak
genişletileceklerdir. Tarımsal KİT'ler, ülke tarımını güçlendirecek biçimde
sektördeki yerlerini alacaklardır.
50. Tarım alanında araştırma enstitüleri güçlendirilecek, bunların
üretici ile içiçe çalışmaları sağlanacaktır. Tarımda biyoteknoloji alanında AR-GE çalışmalarına özel önem
verilecek, varolan araştırma laboratuvarları
canlandırılacaktır. Bu sayede ülkemiz, yabancı şirketlerin güvenilirliği henüz
doğrulanmamış biyoteknolojik tarım ürünlerine pazar
olmaktan kurtarılarak, doğal bitki örtümüzün, biyoçeşitliliğin
ve ekolojik dengenin korunması ve mevcut ürünlerimizin
yanısıra yeni ürünlerin geliştirilmesi sağlanacaktır.
51. Tarım topraklarının verimli işletilmesini engelleyecek ölçüde
küçük parçalara bölünmesini ve toprakların tarım dışı amaçlarla kullanılmasını
önlemek, tarımda düşük maliyet ve yüksek verim dengesini sağlamak üzere,
kapsamlı, adil ve demokratik bir toprak reformu gerçekleştirilecektir.
52. Dinamik bir tarımsal üretim planlaması yapılacaktır. Kamu
destekleri, bu planlamaya uygun hareket eden üretici kesimlere
yönlendirilecektir. Ülke ekolojisinde yetiştirilebilir
ürünlere yönelik olarak halen sürmekte olan açıklar (yağ bitkileri, yem
bitkileri, çeltik vb.) hızla kapatılacak, üretim fazlası olan ürünlerin durumu,
işleme ve dışsatım olanakları da dikkate alınarak gözden geçirilecektir. Gıda sanayiinin geliştirilmesine özel bir önem verilecektir.
Üretim deseninde ileri - geri bağlantılara sahip ürünlere ağırlık verilecek,
katma değeri yükselten işleme süreçleri ygulamaya
konacaktır. İşlenmemiş tarım ürünü dışsatımına son veren bir tarım ticareti
yapısına ulaşmak, kısa dönemli hedeflerimiz arasındadır.
53. Tarımsal kooperatifler sistemi yozlaşmış, etkisizleşmiştir.
Kooperatif sistemi, yapısı ve işleyişi demokratikleştirilerek tarımsal üretimin
temel yapı taşı haline getirilecektir. Kooperatifler, üreticiler ile
tüketicilerin, hal ve borsa sisteminin gerçek yöneticileri haline getirilmesini
sağlayan araçlar olarak iş görecektir.
54. Çiftçiler, kendi üretim ve dağıtım örgütleri aracılığıyla, tarım
sektörünün planlamasından finansmanına, üretiminden dağıtımına kadar tüm
aşamalarında doğrudan söz ve karar sahibi kılınacaklardır. Bunun için gerekli
kooperatif ve kooperatif birlikleri sistemi yeni baştan yaratılacak ve bu
sistemin çiftçi yararına demokratik ilkelere uygun olarak işletilmesi yasalarla
güvence altına alınacaktır. Tarımsal üretimde yüksek verimlilik ve yüksek gelir
düzeyi, kamu örgütleri ile çiftçi örgütlerinin eşgüdümlü çalışmalarıyla güvence
altına alınacak, destekleme sistemi bu hedefleri sağlayacak biçimde yeniden
kurulacaktır.
55. Sözleşmeli üreticilik sistemi, üreticinin şirketler karşısında
yalnız bırakıldığı ve şirketler tarafından tek taraflı hazırlanmış
sözleşmelerin uygulandığı bir sistemdir. Sözleşmeli üreticilik, kooperatiflerin
ve kamu yönetiminin denetimi altına alınacaktır.
56. Sulama sistemlerinin özel yerli-yabancı şirketlere devrini öngören
cari düzenlemeler durdurulacaktır. Sulama yönetimi, bir kamu hizmeti olarak ve
yönetime çiftçilerin doğrudan katılımı ile yürütülecektir.
Geleceğimiz İçin Orman
Politikası
57. Türkiye ormanlar bakımından yoksullaşmıştır. Ülkemizin % 26'sını
"orman sayılan" alanlar oluşturmaktadır. Ancak, bu alanların yalnızca
yarısı gerçekten de "orman ekosistemi" sayılabilecek niteliğe
sahiptir. Üstelik, "orman sayılan" alanların
ülke yüzeyine dağılımı da son derece dengesizdir. Böyle iken,
bir yandan yanlış ormancılık politikaları ve uygulamaları, bir yandan bir türlü
barışçıl duruma getirilemeyen orman-halk ve özellikle de orman-köylü
ilişkileri, biyolojik çeşitlilik yönünden son derece zengin olan ormanlarımızın
giderek azalmasına ve niteliğinin bozulmasına yol açmaktadır: Her yıl ortalama
olarak 100-150 bin dönüm ormanın yanması ve yakılması; 15-20 bin dönüm orman
alanının yerleşme yerine ve tarım arazisine dönüştürülmesi; binlerce dönüm
orman alanının yerli ve yabancı turizm yatırımcıları ile özel vakıf üniversitelerine
tahsis edilmesi; 30-40 milyon hayvanın ormanlarda sınırsızca otlatılması ve
130-140 bin dönüm "orman" sayılan alanın da "orman olarak
muhafaza edilmesinde yarar yoktur" ve/veya "orman niteliğini
yitirmiştir" bahanesiyle satılması ise, ülkemizdeki ormansızlaşma sürecini
kalıcılaştırmaktadır. Hızlı ormansızlaşma süreci, şimdiden birçok yörede
çölleşme sorununa yol açmıştır. Bu süreç bir yandan toprak erozyonunu
hızlandırmakta, bir yandan da toprak kayması, sel basması gibi afetlerin ortaya
çıkmasında başlıca etmenlerden birini oluşturmakta ve kırsal kesimdeki
yoksulluğu daha da artırmaktadır. Ormansızlaşmanın durdurulması; çoraklaşmış ve
çölleşmiş arazilerin yeniden verimli duruma getirilmesi gerekmektedir. Başta
Anayasanın ilgili maddeleri olmak üzere ormanlar ile doğrudan ve dolaylı olarak
ilgili olan tüm yasa ve yönetmelikler; "devlet ormanı" sayılan
alanların yalnızca kamu yararı doğrultusunda yönetilmesini sağlayabilecek
biçimde yeniden düzenlenecektir.
58. Yürürlükteki devlet orman işletmeciliği düzeni, hantallaşıp
verimsizleşmiş; orman rantının ve yoksul yüzbinlerce orman köylüsünün emeğiyle üretilen değerlerin
egemen sınıflara aktarılmasını sağlayan yanlış bir yapıya dönüşmüştür. Bu yapı
ortadan kaldırılacak, ormanların yönetimi her durumda kamusal yararı gözeten
etkili ve demokratik bir işleyişe kavuşturulacaktır.
59. Ormanların içinde ve bitişiğinde yaşayan yaklaşık on milyon
dolayındaki yurttaşımızın kalkındırılması amacıyla, orman köylülerinin orman
işletiminden elde edilecek gelirlerden yeterince pay almaları sağlanacak;
içinde bulundukları ekonomik, toplumsal ve kültürel koşullar iyileştirilecek;
ormanlara ilişkin karar süreçlerine örgütlü, işlevsel ve demokratik
katılımlarını sağlayacak her türlü önlem alınacaktır.
60. Bugünkü ormancılık düzeninde çeşitli angarya yükümlülükleri
altında çalıştırılan orman köylüleri, öbür tarım işçileriyle birlikte toplumsal
güvenliğe ve grevli toplu sözleşmeli sendikal haklara sahip kılınacaklardır. Bu
işlerde iş ve işçi sağlığı konularında eğitimli ve sürekli orman işçileri
istihdam edilecektir.
Kendi Kendini
Üretebilen Bir Sanayi ve Ticaret Sistemi
61. Ülkemizde sanayi sektörü, 1960 ve 1970'li yıllarda dışalım
mallarının ülke içinde üretilmesini sağlama amacına dönük politikaların eksik
uygulanması nedeniyle yine dışalıma bağımlı olarak ilerleme gösterebilmiştir.
Bu durum, ardı arkası kesilmeyen bunalımların başlıca nedenidir. 1980'den sonra
uygulanan dışsatıma dönük sanayileşme politikaları ise, üretim ve verimlilik
üzerinde hiç durmadan kendi halkına "ucuz emek deposu" olarak
yaklaşan ve ulusal paranın değerini düşürerek mal satmaya çalışan bir işbitiricilik olarak tanımlanmıştır. Dışalım ikamesi
hedefine en çok yaklaşan KİT'ler bu dönemde elden çıkarılmış, böylece
sanayileşme temeli zayıflatılmıştır. Ülkemize sanayi ekonomisi kimliği, kötü
bir dışalım ikamesi uygulamasının parçası biçiminde de olsa, 'korumacılık'
döneminde yaratılmıştır. Zengin bir çeşitlilik gösteren madenlerimizden ve
başka doğal kaynaklarımızdan başlayıp ürüne kadar uzanan entegre
bir üretim süreci için akılcı bir "dışalım ikamesi" stratejisi
uygulanacak; sınai yapımız dışalım girdili bağımlılıktan kurtarılacaktır.
Böylece her bir üretim aşaması, yeni ve yaygın bir istihdam alanı yaratacaktır.
62. Sanayi üretimi, öncelikle ulusal ve toplumsal gereksinmeleri
karşılamak amacına göre planlanarak yönlendirilecektir. Sanayi sektöründe
kalkınma hızına katkısı en yüksek olan sektörler belirlenerek, sınırlı
kaynaklar öncelikle bu alanlara yönlendirilecektir.
63. Sanayi yatırımlarının ülke genelinde dengeli dağılımı için
gerekli önlemler alınacak, bu amaca hizmet eden projelerde yatırımcı ve
işletmecilere gerekli her türlü destek sunulacaktır.
64. Savunma sanayii kuruluşları ile sivil
sanayi sektörü arasında organik sektörel bağlar
yeniden kurulacak, ülkemizde savunma sanayinin çekirdek üretim gücü olan Makine
Kimya Endüstrisi Kurumu bu amaçla yeniden düzenlenecektir.
65. Pahalı üretimi teşvik eden ya da perdeleyen bir koruma düzeni
değil, sanayinin rekabet gücünü artıracak ve girdi maliyetlerinin düşmesini
sağlayacak bir dış ticaret rejimi bu politikanın en önemli kolaylaştırıcısı
olacaktır. Dış ticaret rejimi, katma değeri yüksek yerli üretimin teşviki
yoluyla kendi içinde bütünlüğü sağlanmış bir ekonomik sistemin kurulması
amacına odaklanacaktır.
66. Dışa bağımlı olmayan bir sınai yapı
yaratma hedefi, programımızın temel hedeflerinden biridir. Bunun için kamu
sektörü öncülüğü gereklidir. Öncülük görevi, var olanlar iyileştirilerek ve
yenileri kurularak kamu işletmeleri tarafından yerine getirilecektir. Kamu
işletmeciliği, araştırma ve geliştirme (AR-GE), teknoloji üretme, bunların
üretim hattına hızla girmesini sağlama konusunda odaklanacaktır.
67. Dışa bağımlı olmayan ya da mevcut bağımlılığın azaltılması amacı
doğrultusunda hareket eden özel sektör işletmeleri, her türlü araç ile
desteklenecek ve teşvik edilecektir.
68. Ülkemizde küçük ve orta boy sanayi işletmeleri, tarım sektöründe
olduğu gibi, verimliliği engelleyen ölçek sorunu ile yüzyüzedir.
Kamu sektörü, bu sorunu gidermek üzere, küçük ve orta boy imalatçılara kredi ve
teknik destek, yardımlaşma - ortaklaşma amaçlı örgütlenme modelleri sunarak
öncülük edecektir. Toplam üretim kapasitesinin belirlenmesine ilişkin bir envanter çalışması yapılacak; pahalı üretimin başlıca
nedenlerinden biri olan küçük üretim ölçeği sorununun ortak üretim - yönetim ve
pazarlama planlaması yapmaya destek ve özendirme yoluyla aşılması
hedeflenecektir. Küçük ve orta boy işletmelere dönük bugünkü KOSGEB
politikaları, bu doğrultuda değiştirilecektir.
69. Çeşitli üretim birimleri arasındaki ticaret unsurlarından, hem
üreticinin geliri durumundaki katma değeri azaltan, hem de tüketiciye maliyeti
artıran ara aşama durumunda olanların üretim üzerinde yük olmaktan çıkacağı,
ticaretin, üretici ile tüketici arasında en ucuz dağıtım unsuru olma işlevine
kavuşacağı yeni bir örgütlenme ortamı sağlanacaktır. Bunun için emekçilerin
üretim ve tüketim kooperatifleri ile kooperatif birlikleri gibi toplumsal
örgütlenme modellerine işlerlik kazandırılacaktır.
70. Ticaret ağında özellikle son on yıldan bu yana yaşanan
yabancılaşma sorunu, ülke ekonomisi ve toplumsal yapısı üzerindeki etkileri çok
yönlü incelenerek ele alınacaktır. Ticaret sektöründe yabancı sermayenin
varlığına, ancak, ulusal ekonomik ve toplumsal yapımıza katkısı olup olmadığı
değerlendirildikten sonra izin veren bir düzenlemeye gidilecektir. GATS'ın, ticaret alanında liberalizasyonu
genişletmeyi amaçlayan hükümleri ve bu alanda Türkiye adına verilen taahhütler
gözden geçirilecektir.
Halkın Ortak Malı
Olarak Madenler ve Enerji Kaynakları
71. Tüm madenler ve öbür doğal kaynaklar, halkın ortak malıdır.
Madenlerin ve başka doğal kaynakların kendine özgü durumu, bu varlıklarda
devlet mülkiyetinin temel olmasını ve bu mülkiyetin her zaman halkın çıkarları
doğrultusunda kullanılmasını gerektirir. Madencilik sektörü ülkelerin
sanayileşmesinde önemli bir yer tutmakta, buna karşın madenler yerküre üzerinde
eşitsiz dağılma ve yenilenememe özelliği taşımaktadır. Madencilik sektörü, ilk
yatırım maliyetleri, riski ve kâr oranı yüksek, sermaye yoğun, geri dönüş
süreci uzun olan bir sektördür. Bu nedenlerle, ülkeler kendi toprakları
üzerinde bulunan madenleri ve başka doğal kaynakları hem kendileri hem de tüm
insanlık için en uygun bir biçimde kullanmak zorundadırlar. Türkiye'de de
ülkenin madenleri ve başka doğal kaynakları, günün teknolojilerine uygun bir
biçimde aranacak, bulunan değerlerin yalnızca hammadde yada
ara malı olarak değil, işlenmiş madde olarak piyasalara sürülmesi
hedeflenecektir. Madenlerin ve başka doğal kaynakların yönetiminde asıl olan,
ülkenin kendi gücüne güvenmesidir. Bunun için gerekli olan teknoloji, araç,
gereç ve gerekli elemanlar öncelikle devlet eliyle karşılanacaktır. Üretilen
madenler ve türev ürünler, öncelikle ülke gereksinimine yöneltilecek, bundan
fazlası dışsatım konusu sayılacaktır. Salt dışsatım için üretilebilecek
madenlerde yine işlenmiş madde dışsatımı temel ilke olarak benimsenecektir.
Maden üretiminin çevre üzerindeki olumsuz etkileri özenle göz önünde
bulundurulacaktır.
72. Enerji, hem ekonomik kalkınmada temel bir role sahiptir, hem de
ülkenin komşuları ile ilişkileri üzerinde önemli etkiler yaratan bir araçtır. Rüzgar, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının
geliştirilmesine ve yaygınlaştırılmasına önem verilecektir. İçte ve dışta tek
kaynak bağımlılığına yol açacak tercihlere son verilerek, dışa bağımlı olmayan,
sürekli ve ucuz biçimde sağlanabilecek enerji kaynaklarına ağırlık
tanınacaktır.
73. Enerji sektöründe kamu örgütlenmesi çökmüş durumdadır. Kamu
kesimi işletmeciliği gözden geçirilerek güçlendirilecek, enerjide yasal ve
kurumsal düzenlemeler kamu işletmeciliği ilkesine dayalı olarak yapılacak,
yap-işlet ve yap-işlet-devret yasalarıyla yapılan yanlış düzenlemelerin
getirdiği yıkıma son verilecektir. Yapılmış olan tüm sözleşmeler hukuka ve kamu
hizmeti anlayışına uygunlukları bakımından yeniden gözden geçirilecektir.
Dışa Bağımlılığı
Kırılmış Dengeli Bir Ulaştırma Sistemi
74. Denizlerle çevrili ülkemizde deniz ulaşımı tümüyle ihmal edilmiş,
denizlerde yolcu taşımacılığı ise yanlış politikalarla resmen öldürülmüştür.
Demiryolu ulaşımı, yük ve yolcu toplu taşımacılığında sağladığı üstünlüklere
karşın kararlı biçimde köreltilmiştir. Demiryolu ile birlikte havayolu
taşımacılığı da özelleştirme baskısı altında elden çıkarılmaya çalışılmaktadır.
Ulaştırmanın yükü karayollarına bindirilmiştir. Karayollarında girdiler
bakımından dışa bağımlılık yüksektir; trafik sorunları ile çevre sorunları
büyük toplumsal maliyetler yaratmaktadır. Ulaştırma ekonomik, toplumsal ve
kültürel etkinliklerin kilit ögesi niteliğinde bir
sistemdir. Bu nedenle, ülke kalkınması ancak sağlıklı bir ulaştırma sisteminin
desteğinde gerçekleşebilir.
75. Ulaştırma sistemi bir bütündür ve bu sistemin öbür sektörlere en
iyi biçimde destek verecek biçimde geliştirilmesi gerekir. Ülkemizin ulaştırma
sistemi, mümkün olan en düşük yatırım ve işletme maliyetleriyle, trafik kazası
ve çevre kirliliği gibi toplumsal maliyetler mutlaka göz önünde bulundurularak,
dışa bağımlı olmayan girdilere dayanacak biçimde geliştirilecektir. Ulaştırma
politikası, bir ulusal ulaştırma planı hazırlanarak bu plan doğrultusunda
yaşama geçirilecektir.
76. Denizyolu, demiryolu, havayolu ve karayolu sistemlerinde
eşgüdümlü ve dengeli bir yük dağılımı yapılacak; demiryollarına öncelik verilecek;
deniz yolculuğu ile taşımacılığının ülke ekonomisindeki payını yükseltmek için
gerekli önlemler alınacak, havayolu ulaştırması ülke yüzeyine
yaygınlaştırılacaktır.
İletişim ve Bilişim
Sektöründe Kamunun Yönetimi
77. İletişim ve bilgi ağları, doğası gereği toplumsal niteliğe
sahiptir. Bunların özel tekeller elinde toplanması, kapitalizmin en çarpıcı
çelişkilerinden biridir. Toplumsal niteliğe sahip bu araçların mülkiyeti ve
yönetimi, asıl olarak, toplum adına devletin yönetim ve tasarrufu altında bulunmalıdır.
Günümüzde ise tam tersine, iletişim ve bilişim alanı, gelişmiş ülkelerin
dünyanın geri kalan ülkeleri ile aralarındaki farkı daha da açmalarını sağlayan
küresel-tekelci bir yapıya dönüşerek ilerlemektedir. Ülke, iletişim ve bilişim
alanında mevcut teknolojiler arasında seçim yapmakla sınırlı bir bakış açısına
sıkıştırılmıştır. Özelleştirme politikalarıyla eldeki nüveler dağıtılmış, bu
alana dönük araştırma - geliştirme politikaları ortaya konmamıştır.
78. Dış bağımlılığı geleceğe dönük olarak sürekli hale getiren bu
durumun ortadan kaldırılması gerekir. Asıl olan, başka temel sektörlerde olduğu
gibi, bu sektörde de teknoloji üretme kapasitesinin artırılması ve sektörün
kamu tarafından yönetilerek yönlendirilmesidir. Bu hedef, kamu kesiminin kararlı
öncülüğü ile gerçekleşebilir. Kamu kurumları, üniversiteler, sanayi kurum ve
kuruluşlarının ortak seferberliği sağlanarak, ülkeyi pazar olmaktan çıkararak
bilim ve teknoloji üreten bir konuma yükseltmek üzere çalışılacaktır. İletişim
ve bilişim sektörünün yönetimi, dağınık üst-kurulların elinden alınacak ve
sektör bütünleşik, etkili, özerk bir yönetim yapısına kavuşturulacaktır.
Verimliliği Yüksek,
Çalışma Koşulları Çağdaş, Sorumlu Bir İnşaat Sektörü
79. İnşaat sektörü dışa bağımlılığı düşük, döviz gereksinmesi az,
istihdam kapasitesi geniş ve başka sanayi dalları ile girdi-çıktı ilişkisi
yoğun ve yurtdışı faaliyetleri genişleyen bir sektör olmak özelliklerine
sahiptir. Fakat uygulanan dışa bağımlılık politikaları, bu sektörde de dış
girdiye bağımlılık oranlarını artırma yönünde etkiler yaratmıştır. Bu etkilerin
giderilmesi için yapı malzemeleri sanayine ve uygun teknolojiler
geliştirilmesine kamu öncülüğü ile destek verilerek, dışarıya bağımlılık
eğilimi kırılacaktır. Sektörün yurtdışı faaliyetleri, ulusal ekonomiye katkısı
oranında desteklenecektir.
80. Sektör, ortalama iki milyon kişiye istihdam olanağı
sağlamaktadır. Bu kapasiteden yararlanılacaktır. Ancak sektörde iş güvencesi
önemli bir sorundur; bu özellik, sektörün kurumlaşma bakımından azgelişmiş
olduğunu göstermektedir. Öte yandan, yapılan işler "ağır ve tehlikeli
iş" kategorisinde olmasına karşın işçi sağlığı ve iş güvenliği, başlıca
sorunlu alanlardan biridir. Genel düzenlemelere ek olarak, sendikalar ve
işveren, iş güvencesi ile işçi sağlığı-iş güvenliği konularında eğitim ve önlem
alma yönünde donatılacaklardır.
81. Sektörde istihdam, ağırlıklı olarak düşük eğitim düzeyine sahip
göçmen işgücü ile gerçekleştirilmektedir. Kurumlaşma ve verimlilik, bu
işgücünün gerekli eğitimden geçirilmesi ve sertifikalı kılınmasıyla niteliği
geliştirilerek güvence altına alınacaktır. Eğitimin sürekli bir etkililik
içinde yürütülmesi amacıyla, meslek yüksekokulları, işveren örgütleri ve işçi
sendikalarının yönetiminde sorumluluk üstlenecekleri bir eğitim-geliştirme
merkezi kurulması sağlanacaktır.
82. Konut yapımı, inşaat sektörü içinde önemli yer tutmaktadır. Bu
sektörde kooperatif örgütlenmesi demokratikleştirilerek geliştirilecektir.
Toplu konut uygulamaları, düşük gelir gruplarına sosyal konut üretimi hedefine
dönük olarak düzenlenecektir. Yerel yönetimlerin bu kapsamda kiralık ve mülk
konut üretme hizmetleri vermesi sağlanacaktır.
83. Bir deprem ülkesi olan Türkiye için yapı denetiminin önemi
ortadadır. Yapı denetimi, bir kamu hizmeti olarak örgütlenecek ve halkın can ve
mal güvenliğini güvence altına almayı temel esas sayan açık kurallara
bağlanacaktır.
Tatil Yapma ve
Dinlenme Hakkı İçin Turizm
84. Ülkemizin başlıca yatırım ve hizmet alanlarından biri sayılan
turizm sektöründe plansız büyüme, doğal ve tarihsel alanlarımızda yağmaya ve
kirlenmeye neden olmuştur. Kapsamlı bir sektör planlaması yapılacak, sektörün
yönetimi bu plana göre kamu tarafından gerçekleştirilecektir.
85. Turizm, yalnızca 'ekonomik' bir sektör değildir. Aynı zamanda
ülke halkının tatil yapma ve dinlenme hakkını yaşama geçirme ve kültürel
gelişme aracı olarak 'toplumsal' bir sektördür. Turizm sektörünün yapısı,
dinlenme ve tatil yapma hakkının en geniş biçimde herkes tarafından
kullanılabilir hale getirilmesini sağlayacak biçimde geliştirilecektir. Lüks
otelcilik, lüks yatçılık, lüks tüketim biçimindeki tatil köycülüğünü kamu
kaynaklarıyla desteklemek yerine, öncelikli olarak, halkın kolayca
erişebileceği, yüksek standartlara sahip toplu tatil ve dinlenme evleri
kurulması desteklenecektir.
86. Ülkemiz tarih, doğa, kültür, inanç turizmi gibi alternatif turizm
olanakları bakımından son derece zengindir. Turizmi özendirme adına başta
kıyılar, ormanlar, yaylalar olmak üzere, ülkenin doğal, tarihsel, kültürel,
sanatsal varlıklarını, tarihsel kent dokularını yok eden politika ve
uygulamalara son verilecektir. Ülke genelinde yaz ve kış turizmi için var olan
her türlü potansiyel değerlendirilecektir. Turizmin bu alanlarda genişlemesi
için gerekli önlemler alınacaktır. Turizm hizmetinin dışsatımı
desteklenecektir.
Evrensel ve Ulusal
Çevre Politikaları
87. Çevre politikaları, küreselleşme ile birlikte, gelişmekte olan
ülkelerin bağımlılık ilişkilerini sürdürmeyi amaçlayan bir araç haline
getirilmiştir. Çevre, yüksek kar oranları sunan, gelişmiş ülkelerin eski ve
kirletici çevre teknolojilerinin azgelişmiş ülkelere transferini garantileyen
bir endüstriye ya da salt ekonomik nitelikte bir sektöre dönüştürülmüştür.
Doğayı ticaret malı haline getiren küreselleşmeci çevre politikalarına karşı çıkılacaktır.
88. Çevre politikamız insan merkezli olacaktır. Genel halk sağlığının
korunması ve geliştirilmesini sağlamak ve doğal çevreyi koruyarak geliştirmek
amacı doğrultusunda, temiz üretim teknolojilerinin geliştirilmesi ve
seçilmesine öncelik verilecektir. Çevre sorunu yaratan atıkların giderilmesi
amacıyla ülkenin koşullarına uygun teknolojiler geliştirilmesi hedeflenerek,
bunun için gerekli AR-GE çalışmalarına öncelik verilecektir.
89. Çevreyi insan ve toplum sağlığı ile kalkınma ekseninden alıp piyasa
malı eksenine taşıyan küreselci amaçlara kilitli mevcut çevre yönetimi
örgütlenmesi tümüyle değiştirilecek, ulusalcı amaçlara yönelen, çevre
sorunlarını sağlık, teknoloji ve kalkınma politikaları ile bütünleştiren yeni
bir kamu örgütlenmesine gidilecektir.
BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara
Demokratikleşme Sorunu: Toplumsal Eşitlik ve Özgürlüklerin
Sağlanması
90. Toplumsal yaşamda başlıca sorun, toplumsal eşitsizlik sorunudur.
Toplumsal eşitsizlik gelir dağılımında, toplumun çeşitli kesimleri arasında,
bölgeler arasında, kırsal ve kentsel yerleşmeler arasında, kentlerin çeşitli
semtleri arasında, kadın ve erkek arasında kendini açıkça göstermektedir.
Toplumsal barışın sık sık tehdid
altına girmesinin temel nedeni bu sorundur. Yüksek büyüme ve verimlilik hızını
sağlamaya yönelik ulusal ekonomi politikaları, bu toplumsal sorunun
giderilmesini sağlayacak araçlar gözetilerek geliştirilecektir.
91. Dışa bağımlılığı ve mevcut eşitsizlikçi
yapıyı sürdüren politikalar, ülkemizde özgürlüklerin sürekli olarak
sınırlandırılmasının başlıca sorumlusudur. Üretken, yaratıcı ve geleceğe
güvenle bakabilen bir halk, ancak kişisel ve toplumsal özgürlükleri güvence
altına alınmış yurttaşlardan oluşabilir. Bu bakımdan, demokratik bir toplum
yaratmanın iki vazgeçilmez ilkesi olan eşitlik ve özgürlük hedefleri
doğrultusunda; kişi dokunulmazlığı, düşünce özgürlüğü ve düşünceleri açıklama
özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, toplanma - gösteri yapma, örgütlenme,
iletişim ve seyahat özgürlüğü, eğitim, sağlık, barınma hakkı, çalışma hakkı, ve her türlü evrensel insan hak ve özgürlükleri,
bunları tehdit eden her türlü sınırlamadan kurtarılarak yasal güvenceler altına
alınacaktır.
92. Demokratikleşme, temeli toplumsal yapıda saklı olan bir hedeftir.
Siyasal sistem ve devlet yapısında demokrasinin sürekliliği, ancak toplumsal
yapının demokratikleşmesi ile sağlanabilir. Bu gerçeğin farkında olarak,
demokratikleşme sürecinin günlük yaşamın her alanında, aile içinde, okulda,
işyerinde, yurttaşların ortak faaliyet gösterdikleri her yerde geliştirilmesi
için çaba gösterilecektir.
93. Haber alma ve düşünce oluşturma hakkı ve özgürlüğü, medya olarak
anılan kitle iletişim araçlarındaki tekelleşme, tek yönlü yayın ve çalışanların
sendikasızlaştırılması gibi nedenlerle önemli ölçüde sınırlandırılmakta, hatta
kötüye kullanılmaktadır. Halkın doğru haber alma hakkı ile bağımsız düşünce
oluşturma özgürlüğünü güvence altına almak için, kamusal yayın organları,
tarafsızlığın da ötesinde gerçek anlamda özerk bir yapıya kavuşturulacaktır.
Aynı zamanda, bu alanın özel kesimindeki sendikasızlaştırma girişimleri de
önlenecektir.
Laiklik : Yurttaşlık Hak ve
Özgürlüklerinin Güvencesi
94. Toplumsal yaşamda din ve inanç özgürlüğünü koruyup geliştirmenin
yolu, toplum ve devlet yaşamında dine dayalı buyrukların değil, her aşamada
yurttaşların denetimine açık ve ulusal iradeye dayalı hukuk kurallarının
geçerli olmasını sağlamaktır. Laik Cumhuriyet, bireysel ve toplumsal hak ve
özgürlüklerin birbirini yok etmeden geliştirilmesini sağlar. Bu ilke, hem her
yurttaşın yasaları değerlendirme, eleştirme, değiştirme amacıyla tartışma,
örgütlenme hakkına ve özgürlüğüne sahip olmasını; hem de her yurttaşın kendi
din ve inançlarının gereğini serbestçe yerine getirme hak ve özgürlüğünün
güvence altına alınmasını sağlar.
95. Devlet, din ve inanç gereklerinin serbestçe yerine getirilmesini
güvence altına alacaktır. Hem bireyler hem devlet, farklı din ve inançlara
karşı saygılı olmakla yükümlüdür. Bu özgürlük ortamının sağlanması, şu ya da bu
din ve inancın siyasal istismara alet edilmesine kararlılıkla karşı
çıkılmasını; aynı zamanda farklı din ve inançlar arasında çatışmalara izin
verilmemesini gerektirir.
96. Türban, geleneksel başörtüsünden farklı olarak siyasal istismar
konusu yapılmış, din ve inanç alanından siyaset alanına çekilmiş konulardandır.
Türban ve benzeri giyim biçimleri sorunu, siyaset alanından çıkarılıncaya
kadar, "din ve inanç sorunu" değil, "siyasal sorun" olarak
değerlendirilecektir. Bu konu, ancak, siyasal istismara konu olmaktan
çıktığında, bireysel tercih ve özgürlük sorunu olur.
Yurttaşlık Güvencesi: Etnik Ayrımcılık ve Ayrılıkçılığa Karşı
Ulusal Bütünlük
97. Küreselleşme süreci, dünyanın pekçok
yöresinde ve özellikle de ülkemizde, ulusal birlikleri kırmaya yönelmiş ve
sömürgeciliğin eski "böl-yönet" politikasını yeniden gündeme
getirmiştir. Ulusal birlik, halkımızın bugün ve gelecekte kendi kaderine sahip
çıkabilmesi için olmazsa olmaz koşuldur.
98. Ulusumuzun farklı kültürel temellerden gelen her bireyi, bu
temele ilişkin özelliklerini geliştirmek için her türlü toplumsal serbestliğe
sahip kılınacaktır. Devletçe de korunması gereken bu özgürlük, ulusal bütünlüğü
geliştirip sağlamlaştırmanın güvencesidir. Kimse, etnik kimliği bakımından yok
sayılmayacak ve kimsenin etnik ayrımcılık yapmasına izin verilmeyecek, ama
kimseye de etnik ayrılıkçılık yapma olanağı tanınmayacaktır.
Nitelikli Bir Toplum İçin Kamusal Eğitim Politikası
99. Eğitimin amacı özgür iradeli, yaratıcı, üretken, yurttaşlık
bilincine sahip, yurtsever, evrensel insan hak ve değerlerini içselleştirmiş
bireyler geliştirilmesini sağlamaktır. Böyle bir insan tipini yaratma hedefi,
küresel sömürgeciliğin bireyci, çıkarcı, irade teslimini erdem sayan, yönünü
yitirmiş kuşaklar yaratma seferberliğine karşın mutlaka başarılacaktır. Eğitim
sisteminin ilkeleri, ilerici Cumhuriyetçi dönüşümü gerçekleştirmenin başlıca
güvencesi olacaktır.
100. Eğitim, her yurttaşın temel hakkıdır. Bu hak, koşulsuz ve parasız
olarak, tam bir fırsat eşitliği temelinde güvence altına alınacaktır. Her
düzeydeki mevcut paralı özel eğitim kurumlarının belirli oranlarda ve sınavla
parasız öğrenci almaları zorunlu kılınacaktır.
101. Yabancı dilde eğitime son verilecektir. Ancak, yüksek öğrenim
öncesinin çeşitli aşamalarında, bütün öğrencilerin yüksek öğretimde yabancı
kaynaklardan ve gerektiğinde konuk yabancı öğreticilerden yararlanabilecek
ölçüde, en az bir yabancı dil bilgisiyle donatılmalarını sağlayacak önlemler
alınacaktır.
102. Okul öncesi eğitimde, 0-36 ay arası çocukları kapsayan kreş ya da
yuva hizmeti vermek, kurum ve işletmelerin yükümlülükleri arasında
sayılacaktır. Bu hizmetin denetimi belediyeler ile ilgili merkezi yönetim
kurumlarınca gerçekleştirilecektir. Anaokulu hizmeti ise, merkezi yönetim
tarafından geliştirilecek kurallara göre ilköğretim kurumları ile meslek
okulları bünyesinde düzenlenecektir.
103. Zorunlu eğitim, okul öncesi eğitim hariç, 12 yıla çıkarılacaktır.
104. Mesleki öğretimde asıl hedef, bu öğretimin lise sonrasında
verilmesidir. Türkiye'nin ekonomik gereksinmeleri ve ailelerin geçim durumları
nedeniyle, bu hedefin gerçekleştirilmesi iyi bir uygulama planı yapılmasını
gerektirmektedir. Böyle bir geçiş için gerekli koşullar yerine getirilinceye
kadar, zorunlu eğitimin son üç yılında klasik liseler ve meslek liseleri
biçiminde uygulanmasına devam edilecek, aynı sistem çalışanlar için 'akşam
okulları' olarak uygulanacaktır. Meslek okulu mezunlarının, kendi alanlarında
öğretim veren yüksekokullara yönelmeleri sağlanacak, üniversitelere girmek için
klasik lise eğitimi gerekli sayılacaktır. Ancak böyle bir sistemin tam bir
katılığa dönüşmemesi ve sosyal hareketliliğe engel olmaması için, meslek
okullarını bitirenlerden isteyenlerin kendi alanlarındaki üniversite
kurumlarına geçebilmeleri sağlanacaktır. İmam-hatip mezunlarının, İlahiyat
Fakültelerine bağlı olarak kurulacak olan İmam-Hatip Meslek Yüksek Okullarına
girişleri kolaylaştırılarak, bu meslek grubunun yüksekokul mezunu olmaları
sağlanacaktır.
105. Önemli olan, nitelikli ve sağlam donanımlı öğretmenlerin
yetiştirilmesidir. Bunun üniversitelerde, ama rasgele
her üniversitede değil, düzeyleri ayrıca belirlenecek yüksek bilimsel yeterlik
düzeyine ulaşmış üniversitelerde yapılması ve böylece çağdaş yaşama dönük
cumhuriyetçi bir öğretmen kitlesinin yeniden oluşturulması zorunlu
sayılacaktır.
106. Okullar yaşamın özetidir; okul, demokratik toplumsal yaşamın
öncüsü ve dönüştürücü gücü haline getirilecektir. Bu amaçla okul yönetimleri
demokratikleştirilecek; öğrenci kurulları, okul - aile birlikleri ve yerel
kurum ve örgütler okul yönetiminde yer alacaklardır. Okullar, okul müdürüne
dayanan atanmış "tek adam yönetimi" modelinden kurtarılarak, öğrenci,
öğretmen ve velilerin yer aldıkları bir "okul yönetim kurulu"nun
yönetimine açılacaktır.
107. Ders programları yenilenecektir. Eğitimde deneme - sınama -
yanılma temelinde öğrenme tekniklerinin geniş ölçüde kullanılması
sağlanacaktır. Öğrenme süreci gerekli çağdaş teknik araç-gereçler ile
desteklenecek, okulların işlevsel ve işleyen, başında kütüphanecilerin
bulunduğu okul kütüphaneleri ile donatılmasına özel önem verilecektir. Yasal
düzenleme yapılarak, genel ve yerel yönetimlere ödenen vergilerden bir
bölümünün ilçeler düzeyinde okul yönetimlerine dağıtılması yoluna gidilecektir.
108. Eğitimin ticarileştirilmesi doğrultusunda yaratılan ve dünyanın
hiçbir gelişmiş ülkesinde görülmemiş olan "ders kitapları ticareti"
soygununa son verilecektir. Her ders için, yarışmalar sonunda belirlenmiş olan
bir ders kitabı kullanılacak, okul demirbaşı olarak tutulan bu kitaplar,
öğrenciye yıl sonuna kadar kullanımı için tahsis
edilecektir. Böylece yaşanan büyük kaynak kaybı önlenecek, eğitimin maliyeti
düşürülecektir.
109. Orta öğrenim boyunca öğrencilerin kendi yetenek ve eğilimlerini
tanımlamalarına olanak veren yöntemler geliştirilerek, yüksek öğrenim yapmak
isteyenlerin doğrudan doğruya meslek edindirmeyi amaçlayan yüksekokullara ya da
ülkenin yaratıcı gücünü harekete geçirecek öncü kurumlar biçiminde örgütlenecek
üniversitelere yönelmeleri sağlanacaktır.
110. Meslek yüksekokullarının programları ve yönetim biçimleri sanayi,
tarım, hizmet sektörleri temsilcilerinin ve meslek kuruluşlarının görüşleri
alınarak yeniden düzenlenecek, ancak bu okulların yönetsel ve akademik
özerkliği esas olacaktır. Yüksekokullar Kurulu'nun başlıca görevi,
yüksekokulların ülkedeki insangücü gereksinmelerine
göre planlanmasını gözetmek olacaktır.
111. Üniversiteler, evrensel ilkelere uygun olarak idari, mali,
akademik özerkliğe sahip eğitim kurumları olarak yeniden örgütlenecek, her
aşamada öğrencilerin yönetime katılmaları sağlanacaktır. Üniversiteler arasında
işbirliğini ve eşgüdümü sağlamak üzere üniversite temsilcilerinden oluşan bir
Üniversiteler Yüksek Kurulu kurulacak, denklik ve yatay geçiş kuralları bu
Kurul'ca belirlenecektir.
112. Meslek yüksekokullarıyla üniversiteler arasında belirli
koşullarla geçiş sağlanacaktır.
113. Vakıf üniversiteleri kimliğiyle yaygınlaşan özel üniversitelere
kamu kaynağı aktarımına son verilecek, vakıfları kuranların bu üniversitelere
yeterli kaynak ayırmaları ve öğretim elemanı yetiştirmeye önem vermeleri
sağlanacaktır.
114. Yaygın eğitim, günümüzde ihmal edilmiş ve hemen hemen ortadan kalkmıştır. Oysa halkın yaratıcı gücünün
geliştirilmesi, beceri ve yeteneklerin her yaşta çeşitlendirilmesi, yeni
bilimsel ve teknolojik buluşlar sonunda günlük yaşama giren araçlardan hızla ve
etkili bir biçimde yararlanılması, ancak yaygın ve güçlü bir halk eğitim
örgütlenmesi içinde gerçekleştirilebilir. Var olan halk eğitim merkezleri,
örgün eğitim olanaklarından yeterince yararlanamamış olan yetişkinlerin temel
eğitimi, yurttaşlık ve meslek eğitimi, sanat ve kültür etkinlikleri için gerçek
anlamda birer 'halk okulu'na dönüştürülecek, ülkenin
her köşesinde Halk Okulları açılacaktır.
Nitelikli Bir Toplum İçin Kamusal Sağlık Yönetimi
115. Sağlık alanı, dünya genelinde yıllık 3,5 trilyon dolar
büyüklüğünde bir pazar olarak görülmekte ve küresel şirketler bu alanın
özelleştirilmesi için çabalamaktadırlar. Bu çaba, ülkemizi de hedef almıştır.
Sağlık alanı salt ekonomik bir sektör olarak görülmeye başlanmış, bu hizmeti
istemenin temel bir insan hakkı olduğu göz ardı edilmiştir. Oysa sağlık, her
yurttaşın kolayca erişebilmesi ve yararlanabilmesi gereken bir kamu hizmeti
alanıdır. Devlet, sosyal devlet karakterini, sağlık hizmetlerinde sergilediği
tavrı ve başarısı ile kazanır.
116. Sağlık alanını özelleştirmek ve ticarileştirmek amacıyla, sağlık
hizmetlerini piyasanın vahşi koşullarına terk eden politikalar ortadan
kaldırılacaktır. Sağlık hizmeti her kademede ücretsiz olacak, hizmetin
finansmanı kamu bütçesi ile genel sigorta sistemi üzerinden karşılanacaktır.
Sağlık sistemi, tam gün çalışma ilkesi temelinde işletilecektir.
117. Koruyucu sağlık hizmetleri ile teşhis-tedavi hizmetleri bir
bütündür; birbirinden ayrılamaz. Hizmetin yeniden düzenlenmesinde bu ilke göz
önünde bulundurulacaktır. Koruyucu sağlık hizmetleri, "Sağlık
Hizmetlerinin Sosyalizasyonu Yasası"nın özü doğrultusunda çağın
gereklerine uygun biçimde düzenlenecek, sağlık evi, sağlık ocağı sistemi,
koruyucu sağlık hizmetinin yeterli düzeyde donatılmış yapı taşları olacak,
sağlık ocaklarında çalışanların hizmet-içi eğitim sorumlulukları belirli
hastanelere verilecek; bu birimler teşhis-tedavi zincirinde ilk basamaklar
olarak etkili bir konuma getirilecektir. Sağlık hizmetlerinin etkili biçimde
basamaklandırılması için, harcamaların sosyal güvenlik kurumlarınca
karşılandığı durumlarda, basamaklara uyanların harcamalarını daha yüksek oranda
karşılayıcı teşvikler uygulanacak, böylece hastanelerdeki uzman hekimlerin
gereksiz yere meşgul edilmeleri önlenecektir.
118. Hastane sisteminin ülke genelinde planlama ve yönlendirmesi ile
tıp adamı ve sağlık personeli yetiştirilmesinde kısa, orta, uzun dönemli
planlama, kurulacak Yüksek Sağlık Konseyi eliyle gerçekleştirilecektir. Farklı
kurumlar tarafından kurulmuş hastaneler tek çatı altında toplanacak, kısıtlı
kaynakların hizmetin en iyi biçimde verilmesini sağlayacak biçimde kullanımı
esas olacaktır. Halkın büyük bölümü için başlıca başvuru noktası olan devlet
hastaneleri, öncelikli olarak reforma tabi tutularak, insana yakışır hizmet
üreten sağlık odakları haline getirilecektir.
119. İlaç sanayimiz dışa bağımlıdır; üretimimiz büyük ölçüde hammadde
üretimidir. Bu alanda dışarı satışlarımız, aldıklarımızın yalnızca %10'u
kadardır. Üstelik bu üretim hacmi de sürekli daralmakta, buna karşın ilaç
tüketimi sürekli ve hızlı bir biçimde artmaktadır. Dış piyasalarda ise ürkütücü
bir tekelleşme vardır. Küresel ilaç şirketleri kendi aralarında birleşmekte,
kar oranlarını serbestçe belirlemekte, bu durum dışalıma dayanan ilaç sektörü
yüzünden sürekli büyüyen bir döviz kaybına yol açmakta ve yükselen fiyatlar
nedeniyle ilaca erişmek olanaksızlaşmaktadır. Yaşanan açmazı kıracak tek yol,
bir "ulusal ilaç politikası" geliştirmek ve uygulamaya koymaktır. Hem
hammade hem mamul madde olarak ilaç üretimi,
teknolojik yatırımlar ve AR-GE çalışmaları desteklenecek, ulusal ilaç sanayii küresel şirketlerin rekabetine karşı korunacaktır.
Bu amaçla bir Ulusal İlaç Kurumu oluşturulacaktır.
120. Sağlık alanında tıbbi donanım - cihaz varlığı, aşırı ve dengesiz
biçimde dağılmıştır. Dışalıma dayalı olan bu araçlar ve bunların dağılımı,
ulusal düzeyde planlanarak denetlenecektir.
Tüm Yurttaşları Kapsayan Kamusal Sosyal Güvenlik Sistemi
121. Küreselleşmenin kurumları sosyal güvenlik sistemi üzerinde özenle
durmaktadırlar. Bu özenin nedeni, çalışanların primlerinden oluşan birikimi,
küresel piyasalarda kullanma arzusundan ibarettir. Sosyal güvenlik sistemi
içinde doğan fonlar, ülkemizde uzun yıllar kamu yatırımlarının finanse
edilmesinde kullanılmıştır. Emekçilere ait bu kaynaklar, bundan sonra da
ülkenin geleceği ve kamu hizmetleri için kullanılacaktır.
122. Her yurttaş sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınacaktır. Bugünkü
durumda Sosyal Sigortalar Kurumu 30 milyon, Emekli Sandığı 11 milyon, Bağ-Kur
13 milyon insanımıza, tüm nüfusun %85'ine hizmet veren dev kurumlardır.
Dünyanın her yanında bu kurumlar devlet bütçesinden desteklenir; çünkü bu
fonlar, aynı zamanda kamu yatırımlarına da kaynak olma işlevi görürler. Bu
destekleme yük değil, finansmanı yine emekçi halkın ödediği vergiler ile
sağlanan bir görevdir. Bu üç kurum halka aittir ve halka ait kalacaktır.
Devlet, bu kurumların emanetçisidir; emanet özenle korunacaktır.
123. Sosyal güvenlik kurumlarının sağlık kuruluşları topluca yeniden
planlamaya tabi tutulacak ve hizmetin ülkenin her köşesine gereksinmelere uygun
kapasitede dengeli biçimde dağıtılması sağlanacaktır. Sistemin işlerliğini
sağlamak için ücret rejimleri yeniden düzenlenecek, işlemlerdeki mevcut
karmaşık işleyiş basitleştirilecek, üç sosyal güvenlik kurumu birleştirilerek,
emeklilik ve sağlık sigorta sistemi daha geniş ve sağlam kaynaklara
kavuşturulacaktır.
Emeğin Onuru Üzerine Yükselen Demokratik Bir Çalışma Yaşamı
124. İşsizlik, yoksulluk ve sosyal dışlanma, özellikle küreselleşme
ile birlikte dünyanın her yerinde hızla artmıştır. Bu gerçeğin arkasında, %90'ı
spekülatif işlemlerde gezinen ve yatırıma bir türlü
yönlendirilemeyen sermaye hareketlerinin olduğu bilinmektedir. Mali
piyasalardaki kumarhane ruhu faiz oranlarının artmasına, yatırımların
daralmasına, işsizliğe, ulusal ve uluslararası düzeyde istihdam politikalarının
çökmesine yol açmıştır. Yaşanan büyük yoksullaşma ve işsizliğin nedeni, işçiler
değil küresel mali sermayenin kendisidir. Ekonomi politikamız bu spekülasyonu denetim altına alarak, emekten yana bir
istihdam politikası izlememizi mümkün kılacaktır. Bu yol kapandığında sanayici
elindeki fonları yatırıma yönlendirecek, özel kesim yatırımları genişlemeye
başlayabilecektir.
125. Çalışma bir hak, tam istihdamı sağlamak kamusal bir görev,
işsizlik sigortası sosyal devletin bir gereğidir. Mal ve hizmet üretiminde
güçlü bir kamu sektörünün varlığı, bu ilkelerin yaşama geçirilmesinin başlıca
güvencesidir. Bu bakımdan tam, üretken, çalışmanın karşılığının ödendiği,
güvenceli, işsizlik durumunda toplumsal açıdan koruma sağlayan, çalışanların
özgürce örgütlenebildiği ve yönetime katılma hakkını kullandığı bir istihdam
sisteminin yaratılması amaçlanacaktır.
126. Küreselleşme döneminin buluşu olan "esnek çalışma", bir
çözüm yöntemi sayılamaz. 'Esnek' denilen üretim biçimleri, çalışanlar için, bir
yanıyla "karoşi" yani iş ölümü, öteki
yanıyla da esnek çalışma biçimleri, yani kısmi çalışma, eve iş verme, geçici ve
hatta çağrı üzerine çalışma, kendi hesabına çalışma, taşeron işçiliği tipik
olmayan çalışma süreleri ve tipik olmaya çalışma yaşamları demektir. Esnek
çalışma, gerçek ücretleri düşürür, iş değerlendirme sistemlerini bozar,
işçilerin çalışma sürelerini uzatır, çalışma koşullarını kötüleştirir,
sendikalaşmayı geriletir, işçiyi koruyucu mevzuatın dışına çıkarır, işçiyi
sosyal güvenlik şemsiyesinin dışına atar. Çalışma yaşamının içine düştüğü bu
durumdan kurtarılması için köklü önlemlere gerek vardır. Her şeyden önce, iş
yasasının kapsamı genişletilmelidir. İş Yasası dışında işkolu bırakılmayacak,
tarım ve orman işçileri, çıraklar, evde çalışanlar iş yasası kapsamına
alınacaktır. İş güvencesi sağlanacaktır. Türkiye'de işçiler haksız işten
çıkarmalara karşı yasal bir korunmaya sahip değildir. Geçerli bir teknik veya
mali neden olmadan, sırf sendikalaştıkları için, işçilerin işten çıkarılmasını
önlemeye yönelik 158 Sayılı ILO sözleşmesi başta olmak üzere, gerekli yasal
düzenlemeler yapılarak uygulamaya konulacaktır.
127. Sendikal örgütlenme özgürlüğünün önündeki bütün anayasal ve yasal
engeller kaldırılacak, hak grevi tanınacak, uygulamadan kaynaklanan sendikal
hak ihlallerine de son verilecektir. Sendikal örgütlenmede işkolu ve işyeri
barajları kaldırılacak; üyelik ve istifada noter usulüne son verilecek; üyelik
ve toplu iş sözleşmesi prosedürlerini hızlandıracak
düzenlemeler gerçekleştirilecek; zorunlu tahkim uygulamasına ve grev ile ilgili
antidemokratik yasaklara son verilecek; sendikal özgürlüklerle ilgili anayasa
değişiklikleri bir an önce gerçekleştirilecek ve bu çerçevedeki yasal
düzenlemeler en kısa zamanda yapılacaktır.
128. Örgütlü işçi, eğitimli ve verimli işçi demektir. Bu, işçi
sınıfının yararına olduğu gibi, işverenin ve ulusal ekonominin de yararınadır.
Sendikaların, üretkenlik ve verimliliğin artırılması konusunda işveren ile
birlikte ortak sorumluluklar yüklenmesi sağlanacaktır. Bu sorumluluk,
sendikaların işyeri yönetimine katılmaları ile kurumlaştırılacaktır. Ayrıca
işçilerin işe dönük bilgi, beceri ve kapasitelerinin gelişmesi, işveren ve
sendikaların ortak sorumluluğu altında, sürekli hizmet-içi mesleki eğitim
yoluyla sağlanacaktır.
129. Çalışma yaşamının demokratikleştirilmesi, sendikalar aracılığı
ile sağlanacaktır. Ancak, genel çürümenin toplumun her unsuru gibi sendikal
yapıları da etkilediği bilinen bir gerçektir. Sendikal demokrasinin tam
anlamıyla işleyebilmesi, üyelerin sendika yönetimi üzerinde belirleyici olması
ve üye denetiminin sürekli gerçekleştirilebilmesi amacıyla gerekli düzenlemeler
yapılacaktır.
130. Sigortasız istihdama karşı kararlılıkla mücadele edilerek buna
son verilecektir. Çalışma yaşamı, üretkenlik ve verimliliği artıracak biçimde
özendirici kural ve uygulamalar ile kayıt içine alınacaktır. Sayıları bir
milyonu aşan küçük işletmeler, bu işletmelerde istihdam ve çalışma koşulları
iyileştirilerek desteklenecektir. İşyerlerinin küçültülmesi, fason iş yaptırma,
eve iş verme gibi yöntemler ile yaygınlaşan kaçak işçiliğe son verilecek,
köleci uygulamalara benzeyen 'kiralık işçi' uygulaması ortadan kaldırılacaktır.
131. İşsizlik sigortasından yararlanma sendikalı olmak koşuluna
bağlanacak, yeterli uzunlukta bir süreyi kapsayacak, kapsamı toplumsal
gereksinmeyi karşılayacak genişlikte tutulacak ve sigorta tutarı asgari geçim
koşullarını sağlayacak biçimde belirlenecektir.
132. Asgari ücret hesaplamalarında gerçek veriler kullanılacak, asgari
ücretin belirlenmesinde dört kişilik aile için geçinme endeksi temel
alınacaktır.
Kentsel ve Kırsal Alanlarda Yeterli, Sağlıklı, Erişilebilir Hizmet
Sunumu
133. Kentsel yerleşmeleri düzenleyen imar sistemi iflas etmiştir. Köy
muhtarlıkları ile yönetilen alanlarda ise gelişmeyi yönlendirici kurallar
bakımından önemli boşluklar vardır. Bu durum hem kentlerde hem de özellikle
kentsel yerleşmelere yakın köylerde arsa ve yapılar üzerine yürüyen yaygın
spekülasyonlar nedeniyle yerleşmelerin bir kaos
ortamına sürüklenmesine neden olmuştur. Kırsal ve kentsel yerleşmelerde ortak
standartları geçerli kılan, toprakların ortak gereksinmeler doğrultusunda
planlanmasını sağlayarak arsa ve arazi yağmasına son veren, her türlü
düzenlemede kamu yararını temel ilke sayan yeni bir imar düzeni
geliştirilecektir. İmar sistemi ulusal, bölgesel ve yerel planlama hiyerarşisi
içinde işleyecek biçimde düzenlenecektir. Yerel planlama ve uygulama
belediyelerin yetkisinde olacak, imar kararları için yargı yolu açık
tutulacaktır. İmar ile ilgili davalara, bu amaçla kurulacak uzmanlık
mahkemelerinde hızlı yargılama yöntemiyle bakılacaktır.
134. Kentsel planlama ve altyapı sorumluluğu, öncelikli olarak, kamu
hizmetlerine tahsis ve kent içi eşitsizlikleri gidermek amaçlarına yönelik
olarak yerine getirilecektir. Kırsal ve kentsel yoksulluk sorunu öncelikli
olarak ele alınacaktır.
135. Kamu hizmetlerinden doğan taşınmaz değer artışlarını kamuya
döndürmek üzere "değer artışı vergisi" getirilecektir.
136. Anayasada öngörülen ve uluslararası belgelerde insan hakkı olarak
tanınan konut hakkının yaşama geçirilmesi amacıyla, özellikle düşük gelirliler
ile yoksul kesimlerin barınma gereksinmesini karşılamada sosyal konut
politikasına özel önem verilecektir.
137. Kentlerde yaşanan trafik karmaşası, tümleşik (entegre)
toplu taşım sistemleri oluşturularak giderilecektir. Toplu taşıma hizmetlerinin
kapasitesi ve niteliği artırılacak, özel otomobil kullanımı
özendirilmeyecektir. Taşıma hizmetlerinde kamu ve özel kesim taşımacılığı
arasında etkili bir eşgüdüm sağlanacaktır. Günümüzde toplu taşıma gereksinmesi
hem kamu hem özel sektör kuruluşlarınca "servis" uygulaması ile ayrı ayrı karşılanmaya çalışılmakta, bu durum geniş bir kaynak
israfına neden olmaktadır. Bu uygulama, belediyelerin yönetiminde çeşitli kurum
ve kuruluşların eşgüdümüyle ortadan kaldırılacaktır.
138. Güvenilir ve sağlıklı suya erişmek, her insanın yaşamsal
haklarındandır. Su hizmetinin ticarileştirilmesi düşünülemez. Su sağlama
hizmeti, bir kamu hizmeti olarak sürdürülecektir. Her insanın kullanmak zorunda
olduğu en az miktarda su bedelsiz sunulacak, su tarifeleri artan kullanım
oranında yükseltilecektir. Atıksu tarifeleri için de
benzer bir yaklaşım uygulanacaktır.
139. Çöp hizmetleri, genel toplum ve insan sağlığı ve kamusal toprağın
kullanımı ile doğrudan ilgili hizmetlerden biridir. Kentlerin tüm semtlerine
aynı düzeyde götürülmesi gereken bu hizmetin hanehalkları
bakımından tarifeye bağlanması ve ticarileştirilmesi düşünülemez. Bu hizmete
karşılık ödeme, yalnızca işyerleri ve işletmeler için sözkonusu
olacaktır. Küçük ve orta ölçekli işletmeler, kirletici atıkları en aza indirme
ve kirlenmeyi ortadan kaldırma çabalarında yerel ve merkezi kurumlarca
desteklenecek, büyük işletmelerin bu açıdan gerekli yatırımları yapmaları
sağlanacaktır.
Kadın ve Erkeği Eşit Bir Toplum
140. Kemalist dünya görüşünün hedeflediği "kadını ve erkeği eşit
toplum"u yaratmak için gerekli tüm önlemler alınacaktır.
141. Kadınlarımızın %27'si okur- yazar değildir. Yüzde 20'si sadece
okur-yazar, %39'u ilkokul, %7'si ortaokul ve dengi, %5'i lise ve dengi, %2'si
yüksekokul ve fakülte mezunudur. Kadın nüfusun eğitim düzeyini yükseltmek üzere
gerekli önlemlerin alınması büyük önem verilecektir.
142. Kadın, yaşamın her alanında erkek ile aynı haklara sahip
kılınacak, bir ölçüde yenilenmiş olan Medeni Kanun'la birlikte öbür yasalar da
ele alınarak bu açıdan gözden geçirilecek, yasalarda kadın aleyhine kalmış olan
tüm hükümler kaldırılacaktır. Tek başına yasal düzenlemeler ile yetinmenin
yeterli olmadığı açıktır. Yasal düzenlemelerin uygulamaya geçirilmesi, konuya
ilişkin toplumsal müdahale araçları geliştirilerek desteklenecektir.
143. Ülkemizde kadın, hem kırsal hem kentsel yerleşmelerde üretimin
içindedir. Buna karşın, karar verme mekanizmalarında varlığı sınırlı
düzeylerdedir. Kadının toplumsal, siyasal ve yönetsel alanlarda karar verme
mekanizmalarında, toplumdaki yerine orantılı bir ağırlıkta yer alması
sağlanacaktır. Toplumsal engeller ortadan kaldırılıncaya kadar, kadınların
yaratıcılığını serbestleştirmek ve bu enerjiyi toplumun hizmetine sunmak
amacıyla, toplumsal, siyasal ve yönetsel yaşamın her alanında ülke koşullarına
uygun kota modelleri uygulamaya koyulacaktır.
144. Toplumda kadına yönelik olumsuz ayırımcılık özelliği taşıyan
tutum ve davranışların giderilmesi için çaba gösterilecektir. Yaşamın her
alanında kadına yönelik şiddet ve tacize karşı toplumsal kampanyalar
başlatılmasına öncülük edilecektir. Toplumda yerleşik olan kadın aleyhine
olumsuz bakışın değiştirilebilmesi için öncelikle ders kitaplarında köklü
değişimler yapılarak, son 30 yıldan bu yana ve özellikle 1983 sonrasında ders
kitaplarına girmiş olan kadın aleyhine olumsuz cinsiyet ayrımcılığı ortadan
kaldırılacaktır.
145. Kadın çalışanların, çalışma hayatında cinsel kimliklerinden
kaynaklanan sorunlarını önlemek için özel önlemler alınacak; doğum gibi özel
durumlardan dolayı kadın çalışanlara tanınan haklar yeterli düzeye
getirilecektir. Eşit işe eşit ücret ilkesinin uygulanması sağlanacaktır.
İşyerlerinde kreş, çocuk bakımevi gibi donatıların yeterli sayı ve nitelikte
kurulması için gerekli önlemler alınacaktır.
Çocuklar, Toplumun Sorumluluğu ve Devletin Güvencesi Altındadır
146. Sağlıklı ve nitelikli yeni kuşaklar yetiştirebilmek için her
türlü özenin gösterilmesi gereken başlıca zenginliğimizdir. Çocuk, yalnızca
anne-babanın sorumluluğunda değil, toplumun da sorumluluğundadır. Toplumun
çocuklara karşı yükümlülükleri yerine getirmesi, kamunun bu konuda başlıca
önlemleri alması ve bunları uygulamasıyla olur. Her çocuğun yeterli ve dengeli
beslenmesini, bakım ve eğitimini güvence altına almak, özgür ve güvenli bir
birey olarak yetişmesini sağlayacak bir ortam oluşturmak ve elbette çocuğun her
türlü istismardan korunmasını sağlamak, başlıca sosyal hedefimiz olacaktır.
147. Çocuk işçi çalıştırmak, her ne gerekçeyle olursa olsun, kabul
edilemez. Çocuk emeği sömürüsüne karşı her türlü önlem alınacaktır. Sömürüye
açık olan bugünkü çıraklık sistemi, bu yaklaşım doğrultusunda yeni baştan
gözden geçirilecektir. Sokak çocukları, bir yandan çöken toplumsal yaşamın, bir
yandan da çürüyen kamu örgütlenmesinin acımasız sonuçlarından biridir. Kimsesiz
ve yoksul çocukların korunmasına yönelik kamu örgütlenmesi, bugünkü yetersiz ve
hatta çürümüş yapısından kurtarılacaktır.
148. Çocukların, özgür ve nitelikli bireyler olarak yetişmelerini
sağlamak, yaratıcılık ve yeteneklerini geliştirmelerine olanak vermek üzere,
Çocuk Klüpleri kurulacaktır. Bunların öncelikle
belediyelerce kurulması ve yönetilmesi teşvik edilecektir.
Devrimcilik Misyonunu Yerine Getiren Bir Gençlik
149. Gençlik, toplumun en dinamik kesimi, toplumların gelişmesinde
belirleyici güce sahip devrimci bir kesimdir. Ulusal kurtuluş savaşımızı
örgütleyen ve bağımsız bir cumhuriyet kuran genç Kemalist kadro, Cumhuriyeti
gençlere emanet ederek, devrimciliği gençliğin misyonu
saymıştır. Cumhuriyetin sürekli yenilenmesi ve ilerlemesi, gençlerin
sorumluluklarının farkına varmalarıyla mümkündür. Cumhuriyet gençliği,
ulusumuzun sürekliliğini sağlayan, yarınlarımızın umudu, bağımsızlığımızın
güvencesi, Cumhuriyetimizin sigortası ve itici gücüdür. Nüfusun en büyük
kesimini oluşturan gençlerin çoğunluğu yeterli eğitim alamamakta, büyük bölümü
işsizlik tehdidiyle karşılaşmakta, iş bulabilenler ise çoğu kez düşük ücretli,
güvencesiz işlerde çalıştırılmaktadır. Ülkedeki işsizlerin büyük bölümünü
gençler oluşturmaktadır. Genç işsiz, hatta eğitimli, nitelikli genç işsiz
sayısı her geçen gün artmaktadır. Nitelikli işsizler, ülke açısından
umutsuzluğa düşmekte, genç ve nitelikli emeğe gereksinmesi olan gelişmiş
ülkelere gitme arayışı içerisine girmektedirler. Geri kalmış bölgelerde yaşayan
gençler, bütün bu sorunları iki kat daha fazla yaşamakta, üstelik eğitim
olanakları açısından yetersiz bir bölgede oldukları için "nitelikli
işsiz" dahi olamamaktadırlar. Gençlerin işsizlik, yetersiz beslenme,
eğitimsizlik, cinsel ve psikolojik sorunların kökenleri, var olan toplumsal
yapıdadır. Bunun içindir ki, gençlik sorunlarını ve gençlik eylemlerini
gençliğin bazı "özel" nitelikleriyle, "kuşak çatışması" ya
da "psikolojik durumlar" ile açıklamaya çalışan görüşler geçersiz
kalmaya mahkumdur. Bu yaklaşımın gereği olarak, ulusal
kalkınma planı ile tüm toplumsal projeler, gençlik potansiyeli dikkate alınarak
hazırlanacak ve uygulanacaktır.
150. Gençliğin yaşla ilgili olarak ortak nitelikleri ve dolayısıyla
benzer sorunları vardır. Buna karşın gençlik tek ve türdeş bir kesim değildir.
Gerçekte, her sınıfın kendi gençliği vardır. Bu yaklaşımın bir gereği olarak,
gençliğe dönük politikalar, yaşamın gerçekleri doğrultusunda, toplumsal
farklılıklar göz önünde bulundurularak fırsat ve olanaklarda eşitlik sağlama
temelinde geliştirilecektir.
151. Gençlik, sosyo-ekonomik yapı ile içiçe geçmiş sorunlarını dile getirmek, bu sorunların
çözümüne ilişkin politikaları ortaya koymak ve çözüm için savaşım vermek üzere
gerekli toplumsal araçlardan yoksundur. Bu eksiklik, öğrenci, işçi, köylü ve
işsiz gençliğin toplumsal yaşamda temsilini üstlenecek "Gençlik
Sendikaları" kurularak giderilecektir. Gençlik Sendikaları, toplumun, bir
bütün olarak kendi geleceğini oluşturan gençliğe karşı yerine getirmekle
yükümlü olduğu ödevleri aksamadan ve ihmal etmeden yerine getirmesini güvence
altına alacak başlıca talep mekanizması olarak işgörecektir.
Türkiye için özel bir öneme sahip olan gençlik, bu mekanizma sayesinde,
toplumu, yaşamın her alanında ödevlerini yerine getirmeye zorlayacaktır.
152. Ayrıcalıksız tüm çocuklara fırsat eşitliği sunularak, gençliğin
eğitim hakkı güvence altına alınacaktır. Bu hedef, eğitimin bir kamu hizmeti
olarak verilmesiyle yerine getirilecektir. Dar gelirli öğrencilerin eğitim
gereksinmelerinin karşılanması için "özellikli burs" verilecektir.
Asgari ücret kadar olacak bu burs, dar gelirli öğrencilere, yüksek öğretimin
çeşitli birimlerinde, derslerini aksatmayacak ölçüde çalışmaları karşılığında
verilecektir. Öğrencilere, yaz aylarında çeşitli ortak ve yaratıcı projeler ile
turizm sektöründe çalışma olanakları sağlanacaktır. Bu sistemin geliştirilmesi
ve yönetimi, Gençlik Sendikaları'nın doğrudan katılımı ile yürütülecektir.
153. Gençlerin istihdamına ve istihdam öncesi çalışma hayatıyla ilgili
eğitimine özel önem verilecek, bu amaçla 18-30 yaş arasındaki genç işsizlerin,
genç çalışanların ve üniversite öğrencilerinin üye olabilecekleri "Gençlik
Sendikaları", devletin ve sendikaların da desteğiyle, üyelerine hem
mesleki eğitim verecek hem de stajyerlik imkanı
sağlayarak çalışma yaşamıyla tanışma olanağı sunacaktır. Gençlik sendikaları
bir tür istidam öncesi eğitim merkezleri ve iş bulma merkezleri haline
gelecektir.
154. Gençlik sendikalarının, gerekli olan siyasal ve yönetsel yapılar
içinde temsil edilmesi sağlanacak, eğitim ve gençlik politikaları
oluşturulurken görüşleri dikkate alınacaktır.
155. Gençler, her bilim alanında araştırıcılığa yönlendirilecek, bu
amaçla, TÜBİTAK ve onun toplumbilimlerindeki benzeri olarak kurulacak olan
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Araştırma Kurumu bünyesinde bilimsel araştırma
yapmaya teşvik edilecektir.
156. Gençliğin, uyuşturucu ve içki gibi halk sağlığını bozan
alışkanlıklardan korunabilmesi, üretim sürecini tanıyabilmesi, yaşamın
gerçeklerini kavrayabilmesi için gençlik projeleri gerçekleştirilecektir. Bu
amaçla gençler için kültür, sanat ve spor kampları oluşturularak ruhsal ve
fiziki dinginliğe kavuşmaları sağlanacaktır. Tarımsal üretim alanlarında
oluşturulacak bu kamplar, yalnızca eğlence ağırlıklı olmayıp gençlerin üretime
katılmalarını sağlayacak, ulusal dayanışma duygularını güçlendirecektir. Bu
sayede halkına yabancılaşmamış bir gençlik kültürü oluşacağı gibi, kentlerden,
dolayısıyla sosyal etkinliklerden uzak olan köylü gençliğiyle bütünleşme de
sağlanacaktır. Bu kampların örgütlenmesi için yerel yönetimler düzeyinde
düzenlemeler yapılacaktır.
Fiziksel ve Zihinsel Engellilere Açık Bir Toplumsal Yaşam
157. Fiziksel ve zihinsel engelli her yaştan insanımız, toplumsal
yaşamımızın reddedilemeyecek ve görmezden gelinemeyecek bir parçasıdır. Ortak
yaşamın her alanı, engellilerin toplumsal etkinliklerde sorunsuzca yer
almalarını sağlamak üzere düzenlenecektir. Bu önlemler, kent imar planlarında
yol ve kaldırım düzeninden toplu taşımacılığa, kütüphanelerden eğlence mekanlarına fiziksel ortam ve araçları sağlamaya;
engelliliğin sınırlayıcılığını gidermeye dönük bakım ve iyileştirme olanakları
sunmaya; engellilerin istihdam edilmeleri için gerekli önlemleri almaya ve
engelli sanayici ve esnafa vergi ayrıcalıkları uygulamaya dek tüm politika
alanlarında göz önünde bulundurulacaktır.
158. Zihinsel engellilik, devletin doğrudan hizmet sunduğu alan olarak
değerlendirilecek ve zihinsel engellilerin bakımı, iyileştirilmesi ve toplum
yaşamına katılımlarının sağlanması için gerekli her türlü önlem alınacaktır. Bu
amaçla, öncelikle, üniversitelerin araştırma ve iyileştirme güçleri seferber
edilecek ve yaşanan sorunlar, geliştirilecek uygulama planı doğrultusunda, tüm
yurttaşların doğrudan ilgi ve katkıları harekete geçirilerek, kısa dönem içinde
çözüme kavuşturulacaktır.
Piyasa Boyunduruğundan Kurtulmuş Bir Kültür - Sanat Yaşamı
159. Kültür ve sanat, toplumların yaratma gücünün kolayca
ateşlenebildiği sıradışı bir olanaklar alanıdır. Bu
alan, günümüzde hemen hemen her konuda, müzikte,
gösteri sanatlarında, görsel sanat alanlarında, tiyatro ve sinemada piyasa
dengelerinin boyunduruğuna girmiştir. Paraya çevrilemeyen yaratıcılık, değerli
görülmemektedir. Oysa, kültürel ve sanatsal etkinlik,
kendine piyasa gerekleri dışında, toplumsal yaşamın içinde yer bulmalıdır.
Yurttaşların kültürel ve sanatsal yeteneklerini geliştirebilecekleri; konferans
ve çalışma salonlarında söyleşiler için bir araya gelebilecekleri; sanatın her
türlü dalı ile doğrudan tanışarak sanatı günlük yaşamlarına taşıyabilecekleri
Kültür ve Sanat Evleri kurulacaktır.
160. 12 Eylül'ün hemen ardından uğratıldığı değişiklik ile
yozlaştırılan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu yeniden düzenlenerek;
Atatürk'ün vasiyetine uygun biçimde, gönüllü dernek konumundaki demokratik
yapısına kavuşturulacak, kültürel yaşamın araştırmacı ve eğitimci öncü kuruluşu
haline getirilecektir.
161. Kültür ve sanat insanlarımız, toplum tarafından yeterince
tanınmamakta; piyasa rüzgarlarından uzak duran
kültür-sanat insanları yaşamlarını güçlükle devam ettirme sorunuyla
boğuşmaktadır. Yaratıcılık, bir toplumsal değer olarak devlet tarafından
sahiplenilip devletçe güvence altına alınacak, toplumun bir "sanat
toplumu" olmaya doğru gelişmesi desteklenecektir.
Kitlesel Seyirlik Değil, Kitlesel ve Bireysel Yaşam Biçimi Olarak
Spor
162. Ülkemizde spor, bir "kitlesel seyirlik yıldızlar
etkinliği" olarak algılanmaktadır. Oysa spor, bedensel ve ruhsal
gelişmenin en güvenilir araçlarından biridir. Sporun yaygınlaşmaması, ülke
genelinde yurttaşların kolayca erişerek kullanabilecekleri açık altyapı
tesisleri eksikliği nedeniyledir. Kentlerde bu tür ortak kullanım alanları çok
yetersiz olduğu gibi, okulların ve işyerlerinin de bu tür olanaklara sahip
olduğu söylenemez. Gerekli spor altyapısı ve tesislerine ilişkin standart,
öncelik ve planlama ulusal düzeyde yapılacak; Milli Eğitim Bakanlığı
aracılığıyla okullarda ve belediyeler aracılığıyla kentlerde gerekli zeminin
kurulması ve işletilmesi sağlanacaktır.
163. Okullarda spor olanaklarının genişletilmesine öncelik verilecek,
gereksiz yatırım ve atıl kapasite yaratılmasını önlemek amacıyla, belediye imar
planlamasında ortak kullanıma açık spor tesislerinin yer alması gözetilecektir.
Gerekli altyapı ve tesislere ilişkin standartlar ulusal çapta planlanacaktır.
164. Sporun siyasal, dinsel, ırkçı ve etnik amaçlarla sömürülmesine
izin verilmeyecek, spor dünyasının ticari çıkar amaçları doğrultusunda
kullanılmasına son verecek önlemler alınacaktır.
BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara
VI.
ANAYASA ve YÖNETİM SİSTEMİ
Anayasa ve Anayasa Meclisi
165. Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın ve ne tür değişiklik yapılırsa
yapılsın, temel felsefesi yanlış olan 1982 Anayasası'nı çağın gereklerine uygun
duruma getirmek, bölük pörçük değişikliklerle başarılı biçimde
sonuçlandırılamayacak bir iştir. Bu bakımdan, Cumhuriyet'in kuruluş felsefesine
uygun yeni bir anayasanın yapılması asıl amaç olacaktır.
166. Yeni anayasa hazırlığı, belli niteliklere sahip kişiler arasından
siyasal partiler tarafından belirlenmiş adayların, doğrudan halk tarafından
seçildiği bir "Anayasa Meclisi" tarafından yapılacaktır. Anayasa
Meclisi'nin görev süresi, anayasa hazırlığı tamamlanıp halkoyuna sunulduğunda
sona erecektir.
167. Anayasa'da özelleştirmeye, yönetsel yargıya ve uluslararası
tahkime ilişkin olarak dış çevrelerin ve içteki çıkar gruplarının etkisiyle
yapılmış değişiklikleri düzeltmek ve bu konularda halkın çıkarlarını gözeten
yeni düzenlemelere gitmek, ilk elde gerçekleştirilecek hedeflerden biri sayılacaktır.
168. Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açma yetkisi daha geniş bir
kesime tanınacak, Anayasa Mahkemesi yürürlüğü durdurmayla birlikte "tedbir
kararı" alma yetkisiyle donatılacak, Anayasa Mahkemesi'nce iptali
reddedilmiş yasalara karşı yeniden iptal davası açma süresi on yıldan beş yıla
düşürülerek Mahkeme'nin işleyişi toplumun dinamizmine uygun hale getirilecek,
bu mahkemenin yargı sisteminde öndenetim yolu açılacaktır.
Halka Açık ve Halka Dayanan Bir Siyasal Sistem
169. Uygulanacak ekonomik ve toplumsal politikalar yoluyla toplumsal
eşitliğin sağlanması, siyasal sistemde demokratikleşmenin ana koşuludur. Ancak
bu koşulun gereklerinin sürekli yerine getirilmesi ve geliştirilmesi,
özgürlüklerin güvence altına alınmasına ve siyasal sistemin demokratikleştirilmesine
bağlıdır. Yasama organı ile hükümetin oluşumu ve işleyiş ilkelerinin yanı sıra,
bunların temelini oluşturan siyasal katılım araç ve süreçleri yeniden
düzenlenecektir.
170. Örgütlenmiş sermaye ve çıkar gruplarının oyun alanı haline gelmiş
bulunan siyasal yaşam, halkın yaşam alanı haline getirilecektir. Bu amaçla,
siyasal örgütlenme en küçük yerel birimlere kadar genişletilecek; gençliğin,
sendikaların, meslek örgütleri ile gönüllü örgütlenmelerin ve bilim
kurumlarının siyasetten dışlanmalarına neden olan yasaklar kaldırılacak; asker,
polis ve yargıç gibi bazı kategoriler dışında kamu görevlilerine uygulanan
siyaset yasağına son verilecektir. Siyaset ve demokrasi, ilköğretimden
başlanarak öğretim sisteminin parçası haline getirilecek ve halkın örgütlenme
modellerini geliştirmek, üzerinde çalışılacak başlıca konulardan biridir.
171. Siyasal sistemin ana taşıyıcı kurumları olan siyasal partilerin,
"para - delege - lider" sıkışmasından kurtulmalarını sağlamak üzere,
siyasal partiler yasasında üyelere ve önseçime dayanma ilkelerini güvence
altına alan değişiklikler yapılacak; parti içi görevlerde seçimle gelenin
seçimle gitmesi ilkesi temel sayılacak; siyasetin finansmanı hem yargısal
denetim, hem kamuoyu denetimi hem de parti içi etkili denetim mekanizmalarıyla
açık bir yapıya kavuşturulacaktır. Partilerin, bilimsel ilkelere
ve üye eğitimine dayalı olarak çalışan aydınlanma örgütleri haline gelmesini
sağlayan önlemlerin alınması, önemli hedeflerimizden biridir. Siyasal partiler
sistemi yalnızca genel ilkeleri belirleyen bir yasayla düzenlenecek, partilerin
kendi tüzükleriyle düzenleyecekleri alan genişletilecektir.
172. Siyasal sistemde istikrar, yüksek baraj, iki turluluk, dar
bölgecilik gibi toplumsal tercihlerin bir kısmını parlamento dışında bırakan ve
çoğulcu siyasal yaşamı bastıran yasa uygulamalarıyla sağlanamaz. Seçim sistemi,
önseçim ve seçmen tercihlerini yansıtmayı da içeren açık, hakça ve eşit
yarışmacılık ilkesi temelinde yeniden düzenlenecektir.
Demokratik, Donanımlı, Yeterli ve Kendine Güvenli Bir Kamu
Yönetimi
173. Ulusal güçlerin ekonomik ve toplumsal kalkınma için seferber
edilmesi, devlet bürokrasisinin bu göreve hazırlanmasını gerektirir. Günümüzde
bürokrasi, pek çok toplumsal kesim gibi yön duygusunu yitirmiş ve dağılmış bir durumdadır.
Liyakata aykırı partizanca kadrolaşma, kadrolara
uygun, yeterli ve yetenekli yöneticiler getirilmesini önleyen kayırmacılık,
yolsuzluk ve rüşvet, devlet yönetiminin derin yaralar almasına neden olmuştur.
Ulusal amaçları açıklıkla gösteren siyasal iktidar yokluğu, bürokrasinin
belirli amaçlara doğru ortak hareket etme gücünü ortadan kaldırmıştır. Farklı
amaçlara sahip değişik gruplanmalar, bürokrasi içinde sürekli çatışma
halindedir. Memurluk sistemi, sözleşmelilik ve geçici işçilik karşısında gerilemiş,
ücretler sürekli olarak erimiş, kamu görevlilerinin toplumsal saygınlığı
kırılmış, kurumlar arasında, hatta aynı kurumda çalışanlar arasında ücret
farklılaşmaları kamu görevlileri arasındaki dayanışmayı ortadan kaldırmıştır.
Öncelikli olarak yapılması gereken, kamu yönetimini içine düştüğü bu durumdan
kurtarmak olacaktır. Amaç uzmanlaşmış, parçaları arasında görev ve yetki
bölüşümü açık biçimde yapılmış, görevine ilişkin ilke ve amaçlarla donatılmış,
halkın gereksinmeleri doğrultusunda çalışan, demokratik ve saydam çalışma
sistemine sahip bir kamu yönetimi yaratmaktır.
174. Kamu personel rejimi bütün yönleriyle yeniden düzenlenecektir.
Üst ve orta düzey yöneticilik kategorileri tanımlanacak, bu kategorideki
görevlilerin işe alınmaları, atanmaları, hak ve görevleri ile emeklilik
koşulları bir bütün olarak belirlenecek, kamu hizmeti anlayışıyla yetişmeleri
için özgün bir eğitim sistemi oluşturulacaktır. Bunlar dışında kalan kamu
görevlileri için ayrı bir sınıflandırma yapılacak, bu kesim grevli toplu sözleşmeli
sendikal örgütlenme hakkına sahip kılınacaktır. Kamu personeli ücret rejimi,
personel rejimi ile birlikte yeniden düzenlenecektir.
175. Kamu görevlilerinin karar mekanizmalarında yer alarak, hem
istihdama ilişkin kararlarda, hem de yönetsel hedeflerin belirlenmesi ve
işleyişin geliştirilmesine ilişkin konularda yönetime katılmaları
sağlanacaktır.
176. Kamu yönetimi içinde kayırmacılık ve partizanlığa izin
verilmeyecek, yolsuzluk, rüşvet ve ihmal en ağır biçimde cezalandırılmasını
önleyen yasa hükümleri değiştirilecektir.
Kamu Yönetimi ve Yurttaş İlişkileri
177. Demokrasinin yaşaması ve kökleşmesi, siyasi demokrasinin yönetsel
demokrasiyle desteklenmesine bağlıdır. Yönetimin demokratikleşmesinin temel
unsurlarından biri de "açıklık" esasına uygunluktur. Açıklık,
yönetsel etkinliklerin kolaylıkla izlenebilmesini, yönetimin elinde bulunan
bilgi ve belgelerin vatandaşa açılmasını içermektedir. Yönetsel işlemlerde
gizlilik kaldırılacak, her kurumun yıllık faaliyet raporu, en uygun araçlarla
kamuoyunun bilgisine sunulacaktır.
178. Hukuk devleti, devlet egemenliğinin hukuk kurallarıyla sınırlı
olmasıdır. Yönetimin tüm işlem ve eylemleri elbette yargı denetimine açık
olacaktır. Ancak amaç, hukuka aykırı yönetsel işlemlerin oluşmasını yargı
denetiminden önce en aza indirmektir. Yönetimin kamu yararını hızlı ve etkili
şekilde gerçekleştirmesini, kararların tarafsız ve dikkatli bir araştırmaya
dayandırılmasını, bu kararların hukuka uygun kılınması için kamu hizmetinden
yararlanan yurttaşların yönetimin etkinliklerine aktif olarak katılmasını,
görüş belirtmesini, yönetimi aydınlatmasını, hak ve çıkarlarını savunabilmesini
sağlayacak mekanizmalar geliştirilecektir. Bu amaçla "yönetsel usul
yasası" çıkarılacaktır.
Merkezi Yönetim
179. Günümüzde sayıları sürekli olarak artan üst kurulların varlığına
son verilecektir. Üst kurullar siyasal sorumlulukları olmaksızın karar,
yürütme, denetleme - cezalandırma yetkilerinin tümüne sahip kılınmış
yapılardır. Bir anlamda "kuvvetler ayrılığı" ilkesi yerine "kuvvetler
birliği" ilkesine göre kurulmuşlardır ve bu yetkiler, bürokrasinin yanısıra özel şirketlerin tekeline verilmiştir. Siyaseten
sorumsuz olan ve kamu iktidarını şu ya da bu kesimin doğrudan kullanımına açan
bu yapılar anti-demokratiktir. Merkezi yönetim, parlamenter demokrasinin gereği
olarak, TBMM'ne karşı sorumlu bakanlık tipi örgütlenme esasına göre
örgütlenecek, üst kurullar kaldırılacaktır.
180. Ulusal plan, merkezi yönetim eliyle uygulamaya koyulacak ve
amaçlara ulaşması gözetilecektir. Bütçe, planın uygulama aracı olacaktır.
Parçalanmış fon, döner sermaye, proje hesapları yapısına son verilecektir.
Bütçe, yönetim içinde aşağıdan yukarıya hazırlanacak; bütçe hazırlama süreci
halkın doğrudan söz sahibi olabileceği bir açık görüşme ortamında
gerçekleştirilecektir. Bütçe harcamalarının denetiminde esas, amaca uygunluk ve
toplumsal eşitsizlikleri gidermeye katkı ölçütlerine uygunluk olacaktır.
181. Diyanet İşleri Başkanlığı, kamu hizmetlerinin öncelikleri ve laik
devlet yapısının gerekleri doğrultusunda yeniden düzenlenecektir. Bu kurum,
dinsel inanç ve mezhepler arasında herhangi bir ayırım yapmaksızın hizmet
görecektir.
Taşra Yönetimi ve Yerel Yönetimler
182. Uygulanan politikalar sonunda yerleşme kademeleri arasında
dengesizlik aşırı boyutlara ulaşmıştır. Köyler büyük ölçüde boşalmış, bu
birimlerin içerik ve işlevleri köklü biçimde değişmiştir. Kasabaların nüfus
tutma güçleri ortadan kalkmış, ilçeler iktisadi - toplumsal bütün olmaktan
önemli ölçüde uzaklaşmış, nüfus büyük kent merkezlerine yığılmıştır. Küreselleşme
sürecine uygun politikalar ile her yerel parça bir diğeri ile 'yarışma' içine
sokularak, yerel parçaların ulusal bütüne karşı duyarlılıkları örselenmiştir.
Günümüzde il ve ilçe yönetim sınırları ile bunların iktisadi ve toplumsal
sınırları arasındaki uyum genel olarak kaybolmuştur. Taşra yönetiminde
kademelenme yapısı yeniden düzenlenecek, yönetsel sınırlar ile iktisadi ve
toplumsal ilişkilerin gerektirdiği sınırlar birbirine uyumlu hale
getirilecektir. Mülki kademeler arasındaki ilişkiler, ulusal planın ve
yönetimin verimli biçimde işlemesine uygun biçimde yeniden tanımlanacaktır.
183. Mülki kademe sisteminde temel birim iller olacaktır. İller,
ulusal planın ilkelerine göre hazırlanacak il planları doğrultusunda
yönetilecektir. Çalışmalar, il meclislerinin görüşü alınarak karara
bağlanacaktır. İl yönetiminin başında valiler görev yapmaya devam edecektir.
184. İlçelerin statülerinde farklılaşmaya gidilecek, belli
büyüklüklerin üzerinde iktisadi - toplumsal ağırlığa sahip olan ilçelerde ilçe
meclisi kurularak, bunlara tüzelkişilik verilecektir.
185. Köy yasası ile belediyeler yasası yeniden düzenlenecektir. Kırsal
ve kentsel yerleşmeler, 'köyaltı', 'köy', 'kasaba',
'kent', 'anakent' olarak beş ayrı kategoride, muhtarlık, kırsal belediye,
kentsel belediye, anakent belediyesi olarak, ulusal kalkınma seferberliğine
doğrudan katkı yapacak özelliklerde yönetim biçimlerine kavuşturulacaktır.
186. Yerel yönetimlerin denetimi ve yönlendirilmesi, esas olarak il
kademesi tarafından yapılacaktır. Merkezin yerel yönetimler üzerindeki denetimi
yerindelik değil, hukuka uygunluk ilkesine göre yapılacaktır.
187. Merkezi planın mekan uygulamaları, yerel
yönetim ve il mekan planları temelinde yürürlüğe koyulacaktır. Planlamada sosyo-ekonomik ve fiziksel planlama birlikteliği sağlanarak
ve planlama hiyerarşisine uygun olarak gerçekleştirilecektir.
188. Yerel yönetimlerin finansmanı, öncelikli olarak genel
vergilendirme ve kamu kredi sistemi üzerinde yükselecektir. Merkezi yönetim ile
yerel yönetim basamakları arasında nesnel ölçütlere göre işbölümü ve buna uygun
kaynak dağıtımı gerçekleştirilecektir. İller Bankası, yerel altyapı yatırımları
alanında teknik, model ve mali kaynak yaratacak biçimde yeniden
düzenlenecektir. Yerel kamu hizmetlerinde piyasa fiyatı uygulamasının ilke
haline getirilmesine son verilecektir.
BAĞIMSIZ
CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara
Alanı
Genişletilmiş Bir Ulusal Yargı Denetimi
189.
Yargı, devleti oluşturan üç temel güçten biri olarak öbür iki temel güç olan
yasama ve yürütmenin hukuk açısından denetleyicisi, hukuk devletinin temeli ve
hak arama mücadelesinin ana durağıdır. Hukuk devletinin başlıca özelliği,
yasamanın ve yürütmenin her türlü eylem ve işlemini yargı denetimine açık tutma
ilkesidir. Ülkemizde bazı alanlar yargı denetimi dışında bırakılarak devletin
"hukuk devleti" niteliği ciddi ölçülerde zarara uğratılmıştır. Üstelik, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası
anlaşmalar kanun hükmündedir ve bunlara karşı anayasaya aykırılık iddiasında
bulunulamaz. Oysa bu hüküm gereğince imzalanan anlaşmalar, ülkenin bugününü ve
geleceğini ipotek altına alan metinler olabilmektedir. Nihayet, kamu hizmeti
tanımı yönetimin takdirine bırakılarak, imtiyaz sözleşmelerinde Danıştay
denetimi kaldırılmış ve uluslararası tahkim sistemi kabul edilerek, ulusal
yargı denetiminin alanı biraz daha daraltılmıştır. Hukuk devletinin noksansız
tesisi, özgürlükleri ve ulusal bağımsızlığı güvence altına almak demektir. Bu
nedenle yasama ve idarenin her türlü eylem ve işlemi, ulusal yargı denetimi
altına alınacaktır.
Özgürlükçü
Bir Toplumsal Düzen İçin Hukuk Reformu
190.
Kapsamlı bir hukuk reformu yapılması temel görevlerimizden biridir. 1982
Anayasası hukuku geriletmektedir. Bu anayasa, yapılan tüm değişikliklere karşın
hala yasakçıdır, temel hak ve özgürlüklerin önünde engeldir. Yasalarımız 1982
Anayasası'nın sınırları içinde ve ona uygun özelliklerde yapılmıştır. Anayasa
ve anayasanın yanısıra Siyasi Partiler Kanunu,
seçimlerle ilgili temel ilkeleri düzenleyen yasalar, Dernekler Kanunu, Toplantı
ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Toplu Sözleşme Grev Lokavt Kanunu, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu, YÖK Kanunu, DGM,
Terörle Mücadele Kanunu gibi başlıca yasalar, özgürlükçü bir toplumsal düzenin
yerleşmesi için yeniden ele alınacaktır.
191.
Kapsamlı hukuk reformu, "adalet ve yargı reformu" ile bir bütündür.
Bu çerçevede Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Türk Ceza Kanunu, CMUK, Ceza İnfaz
Kanunu, İdari Yargı Usul Kanunu gibi temel nitelikli yasalar yargı
bağımsızlığı, doğru yargılama, insan hak ve özgürlükleri, evrensel hukuk
ilkeleri açısından taranarak gerekli değişiklikler yapılacaktır.
192.
Yargıtay, hem istinaf hem de içtihat mahkemesi olarak iş görmekte, uygulamada
istinaf yönü daha ağır basmakta, bu nedenle doğan yüksek iş yükü, istenen
düzeyde içtihat üretilmesine engel olmaktadır. Yargıtay, yalnızca içtihat
üreten bir mahkeme olarak çalışacaktır.
Bağımsız
ve Güçlü Bir Yargı Sistemi
193.
Yargının, yasama ve yürütme organları ile her türlü güç odağına karşı
bağımsızlığı sağlanacaktır. Yargıç ve savcılar klasik "devlet memuru"
olarak kabul edilemezler; yargıç ve savcıların bağlı oldukları Yargıç ve
Savcılar Yüksek Kurulu Rejimi değiştirilecektir. Yargıç ve Savcı Kurulları adli
ve yönetsel yargı için ayrı ayrı kurulacak,
kurulların kararlarına karşı itiraz ve yargı yolu açık tutulacak, sistem siyasi
etkilenmeden tümüyle korunacaktır. Yargıç ve savcılara örgütlenme hakkı
tanınacaktır.
194.
Genel zabıta dışında, özlük işleri dahil her anlamda
bağımsız savcılık makamına bağlı bir adli kolluk örgütlenmesi yaratılacaktır.
Adli tıp, ilgili her kesime güven veren ve ileri teknolojik olanaklar ile
donatılmış olarak çalışan bir güven kurumu haline getirilecektir.
195.
Savunma, yargının üç kurucu unsurundan biridir. Savunmanın örgütü olan barolar
üzerindeki Adalet Bakanlığı vesayeti kaldırılacak, Avukatlık Kanunu savunmayı
yargının içinde olması gereken konuma yükseltecek biçimde yeniden
düzenlenecektir. Avukatlar delil toplama, tebligat yapma gibi yetkilerle
donatılacaktır.
Doğru
Yargılama İlkesinin Yaşama Geçirilmesi
196.
Yalnızca hızlı değil, aynı zamanda doğru/adil yargılama için, öncelikle
adliyenin iş yükünü azaltıcı önlemler alınacaktır. Bu kapsamda hak arama
kolaylaştırılacaktır. Yüksek yargı harçları uygulaması, hak aramayı
zorlaştırmaktadır. Bu uygulama adliyedeki yığılmayı önleyememiştir. Günümüzde
adliye, adaletten uzaklaştıkça, sanki kâr sağlaması gereken bir sektöre
dönüşmüştür. Hak aramanın önündeki bu engel kaldırılacaktır.
197.
Kimi fiilleri suç olmaktan çıkararak idari para cezalarına bağlamak ve
uyuşmazlıkları yargı önüne gelmeden çözüme bağlayacak mekanizmalar geliştirmek
üzerinde önemle durulacaktır.
198.
İş yükünün ağırlığı, bilirkişiye sevkedilen dosya
sayısını artırmış, bilirkişiler adeta yargıçlaşmış ve her mahkemenin ayrı
bilirkişi kadroları ortaya çıkmıştır. Bilirkişilik kurumu, yargılama süreci
içinde ait olduğu konuma yerleştirilecektir. Gerekli alanlarda uzmanlık
mahkemesi uygulaması gerçekleştirilecektir.
199.
Yargılamanın uzamadan, kesintiye uğramadan ve tek celsede bitirilmesi yolundaki
evrensel ilkelerin yaşama geçirilmesi için gerekli usul düzenlemeleri
yapılacaktır. Bu amaçla yargılama usulleri birleştirilerek
basitleştirilecektir.
200.
Yargı bağımsızlığını güvence altına almanın başlıca araçlarından biri, yargı
organlarının görevlerini gereği gibi yapmalarını sağlayacak yeterli kaynakların
ayrılmasıdır. Mahkemeler hükümet konaklarının izbe odalarında hizmet görmekten
kurtarılacak, yeterli sayı ve nitelikte kadro ve teknik donanıma
kavuşturulacaktır.
201.
Adli yargılama usulünde olduğu gibi, yönetsel yargılama usulünde de "doğru
yargılama" ilkesi ile bağdaşmayan hükümler vardır. Örnek olarak, idare
mahkemeleri yerindelik denetimi yapamaz; yürütmenin görevlerini yerine
getirmesini kısıtlayacak, idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde hüküm
tesis edemez. Oysa "devletin güvenliği", "devletin yüksek
menfaatleri", "yabancı devletlerle ilgili" gibi muğlak tanımlanmış gerekçeler ileri sürülerek, yargılama
süreci için gerekli bilgi ve belgelerin verilemeyebileceği biçimindeki
düzenlemeler, "doğru yargılama" ilkesini zayıflatmaktadır. Doğru
yargılama ilkesini sınırlandıran bu ve benzeri düzenlemeler yeniden ele
alınacak ya da kaldırılacaktır. İdare mahkemelerinde de karar için zorunlu
makul süre genellikle aşılmaktadır; ortalama yargı süresi idare mahkemelerinde
228 gün, Danıştay'da 398 gündür. İdari yargılamada karar için makul süreye
uyulmasını sağlayacak her türlü önlem alınacaktır. İdari yargılamada "açıklık
ilkesi" ihlal edilmektedir; Danıştay Savcısı'nın görüşü saklanmakta, bu
görüş ancak kararda raportör görüşü ile birlikte yer
almaktadır. Tanık dinlenmemekte, duruşmalarda tutanak tutulmamaktadır. İdari
yargılama usulü sistemi, belirtilen başlıca noktalar başta olmak üzere köklü
bir biçimde yeniden düzenlenecektir.
Çağdaş
Bir Ceza İnfaz Rejimi
202.
Ceza infaz rejimi, yarattığı sonuçlar ile toplumsal vicdanın kanayan
yaralarından biri haline gelmiştir. Nüfusu Türkiye nüfusundan fazla olmayan
Fransa'da toplam cezaevi sayısı 200'den az iken ülkemizde cezaevi sayısı 600'ün
üzerindedir. İnfaz rejimi mekanları, ilkeleri ile
birlikte kapsamlı bir yeniden düzenlemeye tabi tutulmak zorundadır.
Cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin haklarına ilişkin yasal düzenleme
boşluğu giderilecek; ilgili yasa Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nce
belirlenmiş olan "Tutuklular ve Mahkumlara
Uygulanacak Asgari Kurallar" ve "Birleşmiş Milletler
Standartları" çerçevesinde hazırlanacaktır.
203.
Savunma hakkı, gerek tutuklular gerek hükümlüler açısından kısıtlamasız
kullanılmalıdır. Savunma hakkı bağlamında, avukatların ceza ve tutukevlerine
serbestçe girişi sağlanacak, girişlerde avukatın beyanı ile yetinmeye dayalı
yasal düzenlemeler yapılacaktır. Tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleri
sırasında kötü muameleye tabi tutulmalarını ortadan kaldırmak amacıyla etkili
ve uygun önlemler alınacaktır.
204.
Tutuklu ve hükümlülerin aynı mekanda barındırılmaları,
tutukluya hükümlü muamelesi uygulamak anlamına gelir. Bu uygulamaya son vermeyi
mümkün kılacak ve gündüz çalışmaya gece ise tek kişilik odada kalmaya dayalı
bir rejimin fizik koşulları sağlanacaktır.
205.
İnfaz biçimlerinin her halde suçun niteliğine göre değil, cezanın ağırlığına
göre kademelendirilmesi esas alınacaktır. Cezanın ağırlığına göre "evde
hapis", "sosyal hizmet kurumlarında çalışma" gibi alternatif
infaz biçimleri geliştirilecektir.
206.
Ceza ve ıslahevlerinde rehabilitasyon programları
geliştirilerek suçluların topluma yeniden kazandırılması kolaylaştırılacaktır.
İnfaz kurumlarında görevli personelin eğitim düzeyi düşüktür; personel
siyasallaşmıştır; tutuklu ve hükümlüler ile görevliler arasında yaşanan güven
bunalımı neredeyse yerleşik bir hal almıştır. Görevlilerin eğitim düzeyi ve
sürekli mesleki hizmet içi eğitimi üzerinde özenle durulacaktır. Sağlık
personeli ile teknik personel boşluğu giderilecektir.
BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara
207. Ekonomisi sağlam olmayan, yüksek enflasyon ve ağır borç yükü
altında ezilen, iç güvenliğini ve siyasal istikrarını sağlayamamış bir ülke, ne
kadar yetenekli diplomasi kadrosu olursa olsun, dış politikasını tam başarı ile
yürütemez. Hele kendi olanaklarını aşan dış politika hedefleri peşinde koşmaya
ya da resmi açıklamalarla öyle bir izlenim vermeye başlamışsa, başarısızlığın
gülünçlüğe dönüşmesi kaçınılmazlaşır. Hayallerin yer almadığı ve ulusal
çıkarların ağır bastığı dış politika dünyasında gerçekçi ve ölçülü olmak ve
amaçların olanakları aşmamasına sürekli dikkat etmek dış politikanın başlıca
ilkesi olacaktır.
208. Dış ilişkilerin bir boyutu vardır ki, Türkiye gibi bir ülke, o
boyut için olanaklarını sonuna kadar zorlamak ve birtakım özverilere katlanmak
gereğini duymalıdır: Bu, ulusal savunma boyutudur. Türkiye'nin askeri giderlere
ve donanıma harcadığı paranın başka alanlara göre çok fazla olduğu içte ve
dışta çeşitli vesilelerle söylenegeldi. Hatta, bunu
bir saldırganlık hazırlığı olarak algılayanlar da oldu. Oysa,
Soğuk Savaş boyunca olduğu gibi sonrasında da, Türkiye'nin jeopolitik durumu ve
bazı komşularıyla olan sorunları bu tutumu zorunlu kılmaktadır. Örneğin, Ege'yi
bir Yunan gölü ve Kıbrıs'ı bir Elen adası yapma yönündeki niyetler karşısında o
alanlara egemen olabilecek teknolojik donanıma sahip bir caydırıcı kuvvet
üstünlüğünü sürdürmek, sürekli barışı sağlamak bakımından kaçınılmaz bir hedef
olarak göz önünde tutulacaktır.
209. Önemli olan, bu çeşit olağanüstü sorunların ülke ekonomisine
yüklediği ağır yükü, yine bu sorunlara ilişkin olarak başka konularda atılacak
olumlu adımlarla telafi etmek, daha doğrusu o ağır yükün üstlenilmesini haklı
gösterecek işleri mutlaka yapmaktır. Örneğin, karasularının 6 mil ötesine
genişletilmesi yoluyla Ege'nin Yunan gölü olmasına karşı çıkan bir Türkiye, bu
tutumunun haklılığına hem kendisini, hem de dünyayı inandırmak için, o denizi
rahatça kullanıyor olabilmeli, en azından o iddiayla ortaya çıkmak zorunda
sayılmalıdır. Bu bakımdan, dış ilişkilerin gerekleri ile ekonomik kalkınmanın
hedefleri arasında bağlantı kurmak, gerçekçi bir dış politika izlemenin temel
koşulu olacaktır.
210. Ağır bir askeri masraf yükü altına girmek ve donanımını sürekli
olarak pahalı silahlarla güçlendirmek zorunda kalan Türkiye'nin, yarım
yüzyıldan fazla sürüp giden zorunluluklar dolayısıyla bugün erişebildiğinden
çok daha yüksek bir savunma sanayi düzeyine erişmesi amaçlanacaktır.
211. Kıbrıs konusundaki dış politika, Türkiye'nin adadaki stratejik
çıkarlarıyla birlikte kuzeydeki Türk halkının korunmasına yönelik olmak zorunda
olduğuna göre, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile güneydeki Rum yönetimi
arasında iki devletli yeni bir ortaklığın kurulması dışında bir başka çözüme
razı olmamak gerekecektir.
212. Ekonomik ve sosyal durumlarla dış politika arasındaki ilişkiler
daha geniş bir perspektiften incelendiğinde, Türkiye gibi bir ülkenin Avrupa
Birliği'ne olabildiğince çabuk tam üye olmak için nasıl olup da bu kadar
telaşlandığını anlamak güçtür. Normal olarak, ulusal gelişmesini tamamlamak
bakımından daha uzunca bir süre stratejik planlama yapmaya muhtaç bir ülkenin
serbest piyasa ekonomisine dayanan ve ulusal ya da İtalya örneğinde görüldüğü
gibi bölgesel planlamaya izin vermeyeceği belli olan bir bütünleşme hareketine
kısa zamanda girme hevesine kapılmaması gerekirdi. Kapılmış olması, akılcı
olmayan saplantıların bir ülkeyi hangi belirsiz ufuklara sürükleyebileceğini
gösteren bir örnektir. Tam üyelik amacının özellikle 1999 Helsinki Zirvesi'nden
sonra çok uzak bir geleceğe kalmış olması, belki de Türkiye'nin ekonomisini
düzeltmek, sosyal ve siyasal yapısına çekidüzen vermek bakımından iyi
değerlendirilmesi gereken bir fırsattır. Türkiye bu sayede ekonomik ve sosyal
gelişmesini kendi yöntemleriyle belirli bir aşamaya getirmek, kendi kendisine
güçlendirmek ve gerektiğinde Avrupa Birliği içinde güçlü bir ülke olarak yer
almaya hazırlanmak fırsatını ya da olanağını bulacaktır. Böyle sabırlı ve
akılcı bir yaklaşımın Avrupa Birliği'yle ilişkilerin bütününe egemen olmasını
sağlamak ve hayalci ısrarlardan uzak durmak, bu alandaki dış politikanın özünü
oluşturacaktır. Bir bakıma, Türkiye'nin tam üyelik istemine karşı Avrupa
Birliği'nin isteksizliğini göz önünde tutarak, tam üyelik yerine ulusal
çıkarların korunmasına daha uygun bir 'özel ilişki' biçimi üzerinde çalışma
yapmak, üzerinde durulması gereken seçeneklerden biri sayılacaktır. Bu konuda
başkalarının tasarım geliştirip öneride bulunmasını beklemek yerine, ön alıp
"özel ilişki" modelini geliştirip ortaya koymak daha akıllıca
olacaktır.
213. Bununla birlikte, Avrupa'nın başka kurumlarından, örneğin Avrupa
Konseyi'nin insan haklarını devletler üstü bir denetim sistemi içinde tutmayı
amaçlayan mekanizmalarından kopmamak, "evrensel değerlere bağlı
kalma" ilkesinin gereklerinden biridir. Türk devriminin başlangıçtan beri
kendi iradesiyle belirlediği temel tercihlerinden de biri olan bu ilkeyi aynı
zamanda bir dış gözetim ve denetimin değerlendirmesi altında tutmak, hem kendi
ölçütlerimizin geçerliliğini sağlama açısından yararlı, hem de dış görüntüyü
düzeltme bakımından gerekli bir yoldur. Aynı zamanda, böyle bir denetimin
gerçek evrenselliğini sağlamak ve Kıbrıs ya da Güneydoğu'yla ilgili bazı
kararlarda olduğu gibi tarafsızlıktan uzak siyasal amaçlara yönelmesini önlemek
de, bu tercihin doğal gereklerinden biri olarak göz önünde bulundurulacaktır. Türkiye,
bu bakımdan gerekli tartışmaları yapabilecek ve değişiklikleri sağlayabilecek
donanımlı kadrolara sahip olmak zorundadır.
214. Kuzey'deki büyük komşu Rusya Federasyonu'yla ilişkileri de, aynı
açıdan, yani Türkiye'nin kendi ekonomik ve sosyal gelişmesine getirebileceği
katkı açısından değerlendirmek gerekir. Birçok bakımdan iyi pazar olabilecek
böylesine büyük bir ülkeyle verimli ve dürüst komşuluk ilişkisi içinde olmak
Türk ekonomisinin dışsatım ve özellikle dış yatırım açılımları için çok önemlidir.
Ayrıca, Orta Asya cumhuriyetleriyle kurulacak ekonomik yakınlıkların,
Moskova'ya rağmen ya da onun çıkarlarını hiçe sayarak sürdürülmesi de yanlış
olur. Tam tersine, bu alanda güç de olsa kurulması gerekli bir yakınlık,
Türkiye'nin Orta Asya politikasını hep bağlı kalması gereken gerçekçilik
ölçütleri içinde tutacaktır. Bu gerçekçilik, doğalgaz ve petrol nakil
sistemlerini birlikte oluşturmak bakımından da göz önünde bulundurulmak
zorundadır. Kafkasya ve Orta Asya politikalarının, Rusya Federasyonu'yla çatışarak
değil, anlaşıp uzlaşarak sürdürülmesi, hem barışçılığın, hem de ulusal
çıkarları en iyi korumanın bir gereği sayılacaktır.
215. Ortadoğu'ya yönelik politikaları da aynı gerçekçi temellere
oturtmak gerekir. Türkiye, Arap alemiyle ilişkilerini,
geçmişteki kopukluklara ve dünya görüşlerindeki farklılıklara karşın, bugünkü
düzeyin çok üstüne çıkarmak zorundadır. Ama, burada
da, ölçüsüz hayallere kapılmadan, en yakın komşularla yapılabilecekleri yapmaya
öncelik verilmelidir. Elbet yüksek teknoloji aşamasına doğru ilerlemeyi
amaçlayan bir Türkiye'nin, gerek savunma sanayinde, gerekse tarımın
çağdaşlaştırılmasında İsrail'le işbirliği içinde olmasından daha doğal bir şey
olamaz. Bunun, başta Suriye ve Irak olmak üzere Arap dünyasında
uyandırabileceği kuşkuları yenmenin en akıllıca ve yapıcı yolu da, yine bu
ülkelerle ilişkilere yepyeni bir sıcaklık getirmek ve ticari ilişkilerle
kültürel temasları büyük ölçüde geliştirmek olmalıdır.
216. Suriye bu bakımdan iyi bir örnek olabilir. Güneydoğu teröründeki
korumacılık rolünü sona erdirmiş bir ülkeyle, bu gelişmeden yararlanarak, özel
önlemlerle kolaylaştırılmış bir ticaret ilişkisine girmek kaçırılmaması gereken
bir fırsattır. Böyle bir yaklaşım, "Hatay Sorunu" denen konuyu Suriye
açısından gerçekçilik temeline oturtmak, Fırat nehri ve Asi ırmağı sularının
düzenlenmesinde teknik açıdan sağlam verilere dayandırılmış sonuçlara varmak
bakımından da önem taşıyacaktır.
217. Irak'la ilişkilerin Körfez'e ve Saddam rejimine yönelik Amerikan
politikalarının ipoteğinden kurtarılması gerekecektir. Bu politikaların
yanlışlığı ve sonuç vermezliği konusunda Washington'u uyarmak, yarım yüzyıl
boyunca Amerika Birleşik Devletleri'nin müttefiki olmuş bir Türkiye'nin doğal
hakkıdır. Bu yapıldığı zaman görülecektir ki, Bağdat'la Ankara arasında dürüst
ve içtenlikli ilişkilerin kurulması, Türkiye'nin önemli sorunlarını çözmede
büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Bu sorunların başında Güneydoğu sorunu
gelmektedir. Bağdat'la sıcak ilişki kurmuş bir Türkiye, o sorunun çözümü için
geliştireceği devrimci cumhuriyetçilik çözümlerini Irak yönetimiyle paylaşmak
zorundadır. Geçmişte sınırın iki yanındaki Kürt nüfus bakımından zaman zaman karşılıklı güvenlik önlemleri için kurulabilmiş olan
işbirliği, bu kez barışçı ve insancıl çözümleri iki tarafın sistemlerine
oturtma yoluyla yenilenecektir. Irak'ın soruna yerel ve kültürel özerklik,
hatta federatif yapılanmayla çözüm bulması, Türkiye'nin kendi cumhuriyetçilik
anlayışı içinde vatandaşlıkta etnik ayrımcılık gözetmeyen eşitlikçi ve
demokratik çözüme bağlı kalmasına engel değildir. Irak'la ilişkileri
geliştirmenin ticari ve giderek ekonomik boyutları daha az önemli sayılmaz.
Irak'ın petrol zenginliği ile GAP projesinin tarım ve sanayi alanlarında
yarattığı potansiyelin neredeyse ideal bir tamamlayıcılık taşıdığını unutmamak
gerekecektir.
218. Önemli olan, bölgeye ilişkin başka konularda olduğu gibi bu
konuda da Türkiye'nin kendi çıkarlarına büyük devlet politikaları yüzünden
verilen zararları, açıklıkla ortaya koymak ve bu politikaların değişmesi gerektiğini
kararlılıkla savunabilmektir. Türk dış politikasının genel olarak en kritik
zayıflığı bu noktadadır. Yalnız Ortadoğu konusunda değil, Ege ve Kıbrıs
konularında da kendisini gösteren bir zayıflık söz konusudur. İttifak ilişkisi
içinde bulunduğu büyük devletlerin Türkiye'ye komşu ülkeler bakımından başka
bağlılıkları veya sorunları bulunabilir. Ama, bu
bağlılık ve sorunlar dolayısıyla Türkiye'nin yaşamsal önem taşıyan kendi
davalarından ödün vermeye zorlanır duruma düşürülmesi asla katlanılacak bir sonuç
sayılmamalıdır. Bu çeşit zorlamalara verilebilecek en iyi yanıt, zorlamalar
yoluyla erişilmek istenen durumların Türkiye Cumhuriyeti'nce kuruluştan beri
amaçlanan ulusal devlet hedeflerine ne kadar ters düştüğünü anlatmak olmalıdır.
Kuzey Irak politikalarının bağımsız cumhuriyetçe benimsenen bütünlükçü ulus
anlayışıyla çelişmesi, komşulara uygulanan ambargoların Türk ekonomisini sanayi
ürünleri dışsatımına dayandırma çabalarıyla çelişmesi, Ege'de yapılmak
istenenlerin yalnız Lozan dengelerini bozmakla kalmayıp Türkiye'nin denizci
ülke olma girişimlerine set çekmesi gibi örnekler bu konularda ulusalcı bir dış
politika izlemenin gereğini açıkça göstermektedir. Her yerde ve her zaman
vurgulamak gerekir ki, hiçbir büyük devletin uluslararası politika hesapları
başka bir devletin yaşamsal çıkarlarına ve hedeflerine zarar vermek üzerine
kurulamaz. Öte yandan, ulusunun bu nitelikteki çıkarlarını hesaba almayan ve
bunları bilinçli biçimde savunmak için gür ses çıkarmayan bir devlet de, ne
yaparsa yapsın ne uluslararası topluluktan saygı görür, ne de kendi halkından.
Bu bakımdan, izlenecek dış politikanın temel ilkesi, Türk halkının çıkarlarını
ve esenliğini her şeyin üstünde tutmak olacaktır.
219. Böyle bir temel ilkenin izlenmesi, Türkiye'yi yönetenlerin
uluslararası işbirliği ve barış felsefesinden uzak kalmasını
gerektirmeyecektir. Tam tersine, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu yöndeki evrensel
çabalara katılması, yaratıcı düşünceler üretip örneğin ulusal kalkınma, laiklik
ya da terörle mücadele gibi konularda edindiği deneyimleri dünya halklarının
hizmetine sunması, kendi kuruluşunun temelinde yatan insancıllığa ve
ilericiliğe uygun düşecektir. Belki de, gerçek ve çağdaş anlamda "dünya
devleti" olmanın en doğru ve yüceltici biçimi budur.